Kendini polis olarak tanıtıp yol kontrolü yapan, zabıta gibi davranıp esnafa ceza kesen veya görevden alındığı hâlde masasına oturup işlem yapmayı sürdüren kişi, kamu idaresinin güvenilirliğini zedeler. Türk Ceza Kanunu’nun 262. maddesi bu fiilleri cezalandırır. Ancak Yargıtay, suçun oluşması için yalnızca bir unvanın kullanılmasını yeterli görmemekte, kamu görevine ilişkin bir faaliyetin fiilen yapılmaya kalkışılmasını aramaktadır.
KISA CEVAP
- Bir kamu görevini kanun ve nizamlara aykırı olarak yerine getirmeye teşebbüs eden kişi cezalandırılır (TCK 262).
- Terk emri kendisine bildirildiği hâlde görevi sürdüren kişi de aynı cezayı alır.
- Ceza üç aydan iki yıla kadar hapis cezasıdır.
- Yalnızca kendini kamu görevlisi olarak tanıtmak bu suçu oluşturmaz; göreve ilişkin bir işlem veya faaliyet gerekir.
- Kamu görevlisi kimliğiyle para veya menfaat sağlanmışsa nitelikli dolandırıcılık (TCK 158/1-l) gündeme gelebilir.
- Suçun dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır.
Kanun metni
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 262
(1) Bir kamu görevini, kanun ve nizamlara aykırı olarak yerine getirmeye teşebbüs eden veya terk emri kendisine bildirilmiş olduğu halde görevi sürdüren kimseye üç aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.
İki ayrı hareket

Görevi usulsüz olarak üstlenmek. Fail, hiç sahip olmadığı veya yetkisi bulunmadığı bir kamu görevini yerine getirmeye kalkışır. Polis gibi kimlik kontrolü yapmak, arama yapmaya çalışmak, zabıta gibi tutanak düzenlemek veya icra memuru gibi haciz işlemine girişmek bu harekete örnektir. Fail kamu görevlisi olabileceği gibi sıradan bir kişi de olabilir. Örneğin bir kamu görevlisinin kendi yetki alanı dışındaki bir görevi yapmaya kalkışması da bu kapsamda değerlendirilebilir.
Terk emrine rağmen görevi sürdürmek. Görevden alınan, açığa alınan veya görev yeri değiştirilen kamu görevlisi, bu karar kendisine bildirildiği hâlde görevine ait işlemleri yapmaya devam ederse suç oluşur. Emrin usulüne uygun olarak bildirilmiş olması şarttır.
Kast. Fail, görevi yerine getirmeye yetkili olmadığını veya terk emrini bildiği hâlde hareket etmelidir. Yetkisi bulunduğunu sanarak hareket eden kişi bakımından TCK 30’daki hata hükümleri değerlendirilir. Bu konuda Ceza Hukukunda Hata (Yanılma) Hâlleri (TCK 30): Kaçınılmaz Hata yazımıza bakılabilir.
Korunan hukuki değer
TCK m. 262, Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar bölümünde yer alır. Kamu görevleri, kanunla belirlenen usullerle atanan ve yetkilendirilen kişiler tarafından yerine getirilir. Vatandaş, karşısındaki kişinin gerçekten yetkili olduğuna güvenerek ona kimliğini gösterir, aramaya izin verir veya talimatına uyar. Yetkisiz bir kişinin bu görevleri üstlenmesi, hem kamu idaresinin işleyişini bozar hem de vatandaşın haklarını tehlikeye sokar.
Suç, kanunun ifadesiyle bir teşebbüs suçudur. Fail kamu görevini “yerine getirmeye teşebbüs” ettiği anda suç tamamlanır; görevin gerçekten yerine getirilmesi veya bir sonucun doğması aranmaz. Bu nedenle bu suç bakımından ayrıca teşebbüs hükümleri uygulanmaz.
“Kanun ve nizamlara aykırı” üstlenme
Suçun konusu, kanun ve nizamlara aykırı olarak üstlenilen kamu görevidir. Bu ifade iki durumu kapsar. Birincisi, failin hiçbir kamu görevi bulunmaması ve kendisine ait olmayan bir görevi yapmaya kalkışmasıdır. İkincisi, failin kamu görevlisi olmakla birlikte, yetkisi dışındaki başka bir görevi üstlenmesidir. Örneğin bir belediye zabıta memurunun trafik denetimi yaparak sürücülere ceza yazmaya kalkışması, zabıtanın kanunla belirlenen görev alanının dışında kalıyorsa bu kapsamda değerlendirilebilir.
Kamu görevlisinin kendi görev alanı içinde yetkisini kötüye kullanması ise bu suçu değil, görevi kötüye kullanma suçunu (TCK m. 257) gündeme getirir. Ayrım, işlemin failin görev tanımı içinde kalıp kalmadığına göre yapılır.
Unvan kullanmak yeterli mi?
Uygulamada en sık karşılaşılan soru, kendini polis, savcı veya hâkim olarak tanıtan kişinin bu suçu işleyip işlemediğidir. Yargıtay’a göre suç, unvanın kullanılmasıyla değil, göreve ilişkin bir faaliyete girişilmesiyle oluşur. Kendini savcı olarak tanıtıp bir kişiye dosyasıyla ilgileneceğini söylemek tek başına yeterli görülmeyebilir. Buna karşılık, kendini polis olarak tanıtıp araç durdurmak, kimlik istemek veya üst araması yapmak, göreve ilişkin bir faaliyet niteliği taşır.
Kendini kamu görevlisi olarak tanıtarak para alan kişi ise nitelikli dolandırıcılık suçundan sorumlu tutulabilir. TCK 158/1-l, kişinin kendisini kamu görevlisi olarak tanıtması suretiyle işlenen dolandırıcılığı ağır cezalandırır. Resmî üniformanın yetkisiz ve yanıltıcı şekilde giyilmesi ise TCK 264’teki özel işaret ve kıyafetleri usulsüz kullanma suçunu ayrıca oluşturabilir.
Terk emri ve bildirim
İkinci seçimlik hareket bakımından belirleyici olan, terk emrinin kamu görevlisine usulüne uygun olarak bildirilmiş olmasıdır. Görevden alma, açığa alma, görevden uzaklaştırma, emekliye sevk veya başka bir yere atama kararları bu kapsamda terk emri niteliği taşır. Kararın kişiye yazılı olarak tebliğ edilmesi veya imza karşılığında bildirilmesi gerekir. Sözlü olarak iletilen veya basından öğrenilen bir karar, kural olarak bildirim yerine geçmez.
Bildirimden sonra görevin sürdürülmesi, göreve ait işlemlerin yapılmaya devam edilmesi anlamına gelir. Kişinin yalnızca eski makam odasında bulunması veya eşyalarını toplamak için iş yerine gelmesi bu kapsamda değildir. Buna karşılık resmî yazı imzalamak, işlem onaylamak, personele talimat vermek veya kurum adına üçüncü kişilerle görüşme yapmak görevin sürdürülmesi sayılır.
Terk emrine karşı idari yargıda dava açılmış olması, kararın yürütmesi durdurulmadıkça görevin sürdürülmesini hukuka uygun hâle getirmez. Yürütmenin durdurulması kararı verilmişse, kişi görevine dönme hakkını kazanır ve bu dönem bakımından suç oluşmaz.
Delillerin toplanması
Sahte kamu görevlisi olaylarında mağdur ve tanık anlatımları, güvenlik kameraları ve failin üzerinde ele geçirilen sahte kimlik, rozet veya telsiz gibi eşyalar başlıca delillerdir. Failin hangi işlemi yapmaya kalkıştığının, örneğin kimlik mi istediği, arama mı yaptığı yoksa yalnızca unvanını mı söylediğinin, anlatımlarda açıkça belirlenmesi gerekir. Yargıtay’ın yukarıdaki kararı karşısında, yalnızca “kendini polis olarak tanıttı” şeklindeki bir tespit mahkûmiyet için yeterli olmayabilir.
Yargıtay kararı
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, yalnızca kendini Cumhuriyet savcısı olarak tanıtan sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmünü bozarken suçun unsurlarını şöyle açıklamıştır:
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 30.06.2020 tarihli, E. 2016/8793, K. 2020/11772 sayılı kararı
Bu suçun meydana geldiğinden söz edilebilmesi için yalnızca bir kamu görevine ilişkin sıfatın kullanılması yeterli görülmemekte, eylemli olarak bir kamu görevinin fail tarafından yerine getirilmeye kalkışılması zorunlu bulunmaktadır. Bu bakımdan, suçun oluşabilmesi için failin üstlenmeye kalkıştığı kamu görevine ilişkin bir faaliyette bulunması veya işlem yapması gereklidir.
Daire, sanığın “sadece kendisini Cumhuriyet savcısı olarak tanıtmaktan ibaret eyleminde müsnet suçun yasal unsurlarının oluşmaması” nedeniyle beraati yerine mahkûmiyet kararı verilmesini bozma sebebi saymıştır. Karar, sahte unvan kullanılan dosyalarda failin göreve ilişkin somut bir işlem yapıp yapmadığının ayrıca incelenmesi gerektiğini göstermektedir.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 04.03.2026 tarihli, E. 2022/4686, K. 2026/4001 sayılı kararında ise bu suç bakımından dava zamanaşımı süresinin sekiz yıl olduğu esas alınmıştır.
Usul, ceza ve zamanaşımı
Suçun cezası üç aydan iki yıla kadar hapistir. Hapis cezasının üst sınırı altı ayı aştığından önödeme uygulanmaz; suç uzlaştırma kapsamında da değildir. Davaya asliye ceza mahkemesi bakar. Dava zamanaşımı sekiz yıldır.
Ceza miktarı iki yılı aşmadığından, koşulları varsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması, cezanın ertelenmesi veya kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi mümkündür. Ancak suç başka suçlarla birlikte işlenmişse, örneğin sahte polis olarak araç durdurup para alınmışsa, nitelikli dolandırıcılıktan verilecek ceza nedeniyle bu imkânlar fiilen ortadan kalkabilir.
Örnek olaylar
Sahte trafik kontrolü. Bir kişi gece saatlerinde yol kenarında el feneriyle araç durdurur, kendini polis olarak tanıtır ve sürücülerden ehliyet ve ruhsat ister. Belgeleri kontrol eden ve sürücüleri yönlendiren kişi, polislik görevine ilişkin bir faaliyete girişmiş olduğundan TCK m. 262 oluşur. Sürücülerden para alınmışsa ayrıca TCK m. 158/1-l kapsamında nitelikli dolandırıcılık gündeme gelir.
Görev yeri değiştirilen müdür. Atama kararı tebliğ edilen bir okul müdürü, yeni müdür göreve başlamış olmasına rağmen okulun resmî yazışmalarını imzalamaya devam eder. Terk emri kendisine bildirildiği hâlde görevi sürdürdüğünden ikinci seçimlik hareket gerçekleşir.
Sahte avukatlık. Avukat olmayan bir kişi, kendisini avukat olarak tanıtarak müvekkillerden vekâlet ücreti alır. Avukatlık bir kamu görevi değil, kamu hizmeti niteliğinde serbest bir meslektir. Bu nedenle olay TCK m. 262 kapsamında değil, dolandırıcılık ve Avukatlık Kanunu’ndaki yaptırımlar bakımından değerlendirilir.
Sıkça sorulan sorular
Sosyal medyada kendini polis olarak tanıtmak bu suçu oluşturur mu?
Yalnızca unvan kullanmak bu suç için yeterli görülmez. Ancak bu yolla menfaat sağlanmışsa dolandırıcılık, kişiler korkutulmuşsa tehdit gibi başka suçlar gündeme gelebilir.
Vekâleten görev yapan kişi yetkisini aşarsa ne olur?
Vekâlet onayı olmadan veya vekâletin kapsamını aşarak işlem yapılması, somut olaya göre TCK 262 veya görevi kötüye kullanma suçu kapsamında değerlendirilebilir.
Görevden uzaklaştırılan memur imza atmaya devam ederse suç oluşur mu?
Uzaklaştırma kararı kendisine usulüne uygun bildirilmişse ve göreve ait işlemleri yapmaya devam etmişse, terk emrine rağmen görevi sürdürme hareketi gerçekleşmiş olabilir.
Bu suç şikâyete bağlı mıdır?
Hayır. Suç kamu idaresinin güvenilirliğine karşı işlenir ve re’sen soruşturulur.
Mahalle bekçisi gibi davranmak bu suçu oluşturur mu?
Çarşı ve mahalle bekçileri kanunla kurulmuş bir kolluk teşkilatının mensuplarıdır. Yetkisi olmayan bir kişinin bekçi gibi kimlik sorması, arama yapması veya kişileri durdurması, göreve ilişkin bir faaliyet niteliğinde olduğundan TCK m. 262 kapsamında değerlendirilebilir.
Görevden uzaklaştırılan memurun yaptığı işlemler geçerli midir?
Yetkisiz kişinin yaptığı idari işlemler, yetki unsuru bakımından sakattır ve idari yargıda iptal edilebilir. Bu işlemlerden zarar gören üçüncü kişiler, idareye karşı tam yargı davası açabilir.
Yetkili olduğunu sanarak görev yapan kişi cezalandırılır mı?
Atama kararının geçerli olduğunu düşünerek hareket eden ve yetkisizliğini bilmeyen kişi bakımından kast bulunmaz. Bu durumda TCK m. 30 uyarınca hata hükümleri değerlendirilir ve kişi ceza sorumluluğundan kurtulabilir.
Özel güvenlik görevlisinin yetkisini aşması bu suçu oluşturur mu?
Özel güvenlik görevlileri, kanunla belirlenen sınırlı yetkiler çerçevesinde çalışır. Bu sınırları aşarak, örneğin kolluk gibi sokakta araç durdurup arama yapmaya kalkışmaları, kolluk görevinin usulsüz üstlenilmesi olarak değerlendirilebilir.
Sonuç
TCK 262, kamu görevinin yalnızca yetkili kişilerce yerine getirilmesini güvence altına alır. Suçun oluşması için kamu görevine ilişkin bir işlem veya faaliyete girişilmesi gerekir; unvanın kullanılması tek başına yeterli değildir. Kamu görevlisi kimliği altında menfaat sağlanan olaylarda ise nitelikli dolandırıcılık hükümleri ayrıca incelenmelidir.
Mevzuat: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu.
Bu yazı, 24 Ekim 2026 tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan mevzuata göre hazırlanmıştır. Genel bilgilendirme amaçlıdır; somut durumunuz için hukuki destek alınız.
