Boykot Suç mu? Boykot Çağrısının Hukuki Sınırları

Boykot, bir kişi, işletme, ürün, kurum veya etkinlikle ilişkinin bir tepkiyi ifade etmek amacıyla bilerek kesilmesidir.

Türk hukukunda “boykot” adıyla tanımlanmış genel bir suç tipi yoktur. Boykota katılmak da boykot çağrısı yapmak da kural olarak suç değildir. Ancak boykot cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka bir araçla başkalarına dayatılırsa ya da bir kesime duyulan nefrete dayanırsa, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) çeşitli hükümleri devreye girer. Ticari hayatta boykot çağrısı, içeriğine göre 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) kapsamında haksız rekabet de oluşturabilir. Aşağıda boykotun serbest olduğu alan ile suç veya haksız fiil hâline geldiği sınır anlatılıyor.

KISA CEVAP

  • Bireysel boykot ve boykota çağrı kural olarak suç değildir (Anayasa m. 26 ve 48).
  • Cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka bir davranışla dayatılan boykot iş ve çalışma hürriyetinin ihlalidir (TCK m. 117; 6 aydan 2 yıla hapis veya adli para cezası).
  • Nefret saikiyle bir kişiye mal veya hizmet verilmemesi TCK m. 122 kapsamında 1 yıldan 3 yıla hapis cezası gerektirir.
  • Zorla uygulatılan ders boykotu eğitim ve öğretimin engellenmesidir (TCK m. 112; 2 yıldan 5 yıla hapis).
  • Gerçeğe aykırı veya gereksiz yere incitici boykot çağrısı haksız rekabettir (TTK m. 55); kasten işlenirse TTK m. 62 uyarınca cezası da vardır.
  • Kolektif boykot anlaşması Rekabet Kurumunun idari para cezasına konu olur (4054 sayılı Kanun m. 4).

Boykotun anayasal dayanağı

Bir kişinin hangi ürünü alacağına, hangi işletmeyle çalışacağına ve hangi etkinliğe katılacağına karar vermesi, sözleşme özgürlüğünün doğal sonucudur (Anayasa m. 48). Hiç kimse belirli bir satıcıdan mal almaya zorlanamaz. Bu nedenle bireysel boykot, yani kişinin kendi tüketim veya katılım tercihini değiştirmesi, hukuken yaptırıma konu olmaz.

Başkalarını boykota çağırmak ise düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamındadır (Anayasa m. 26). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bu niteliği kabul eder. Mahkeme, Baldassi ve Diğerleri/Fransa (B. No: 15271/16 vd., 11/06/2020) kararında, belirli bir ülkenin ürünlerinin boykot edilmesi çağrısında bulunan eylemcilerin cezalandırılmasını Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlali saymış ve boykotun protesto amacı taşıyan bir ifade biçimi olduğunu vurgulamıştır. Willem/Fransa (B. No: 10883/05, 16/07/2009) kararında ise belediye başkanı sıfatını kullanarak belediyeye bağlı birimlere belirli bir ülkenin ürünlerini almama talimatı veren kişinin cezalandırılmasında ihlal bulunmamıştır. İki karar birlikte okunduğunda belirleyici olan, çağrının sivil bir ifade mi yoksa kamu gücüyle uygulanan ayrımcı bir tasarruf mu olduğudur.

Boykota katılma ve çağrının serbest olduğu alan ile boykotun suç oluşturduğu hâllerin hüküm ve cezaları
Boykotun serbest olduğu ve suç oluşturduğu hâller.

Boykotun suç oluşturduğu hâller

Cebir, tehdit veya hukuka aykırı davranışla dayatılan boykot (TCK m. 117)

TCK m. 117/1, cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla iş ve çalışma hürriyetini ihlal eden kişiye, mağdurun şikâyeti hâlinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörür. Bir işyerinin önünü kapatarak müşterilerin girişini engellemek, esnafı “kepenk kapatmazsan dükkânını yakarız” diyerek kapanmaya zorlamak veya tedarikçiyi tehditle mal vermekten alıkoymak bu suçun tipik görünümleridir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu suçun unsurlarını ayrıntılı biçimde açıklamıştır. Kurula göre “hukuka aykırı başka bir davranış”, hukuk düzeninin emir veya yasak içeren herhangi bir kuralına aykırı fiildir ve ayrıca suç teşkil etmesi gerekmez; haksız fiiller ve idari yaptırım gerektiren fiiller de bu kapsamdadır. Hareketin, kişileri normal iş ve çalışma düzeninden en azından geçici olarak uzaklaştıracak ve bu düzeni bozacak nitelikte olması da aranır. Kararın tam metni aşağıdadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2015/94, K. 2019/14, T. 17/01/2019

Ceza Genel Kurulu 2015/94 E. , 2019/14 K.

“İçtihat Metni”

Kararı Veren

Yargıtay Dairesi : 4. Ceza Dairesi

Mahkemesi :Sulh Ceza

Sayısı : 471-616

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçundan sanık …’ın TCK’nın 117/1, 52/2 ve 53. maddeleri uyarınca 6 ay hapis ve 100TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Acıpayam (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince verilen 03.11.2010 tarihli ve 671-616 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı ve sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 4. Ceza Dairesince 17.04.2014 tarih ve 10607-12554 sayı ile onanmasına karar verilmiş, Daire Üyesi İ. Şahbaz;

“TCY’nin 117/1. maddesinde, ‘İş ve çalışma hürriyetini ihlal eden’ kavramına yer verilmiştir. Bu düzenleme, ihlal edilmemesi halinde suçun oluşmayacağına işaret etmektedir. Somut oluyamızda, aracıyla müştekiye korna çalmak ve hızlıca yanından geçmek şeklindeki eylemden sonra, müştekinin işini bırakıp bırakmadığı araştırılmaksızın sanığın tamamlanmış suçtan mahkumiyetine karar verilmiştir. Oysa, müştekiye yönelik eylemin işini bırakmayı/terketmeyi gerektirecek boyutta olup olmadığının anlaşılması gerekir. Bu nedenle, müştekinin işini bırakmaması halinde, eylemin teşebbüs aşamasında değerlendirilmesi gerekeceğinden, bu hususun araştırılmasında zorunluluk bulunduğu” düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 09.06.2014 tarih ve 105586 sayı ile;

“İtiraza konu uyuşmazlık; sanık …’ın katılan …’a ait aracın arkasına gelerek korna çalması ve katılanın aracına çarpacak kadar yaklaşıp hızlı bir şekilde katılanın minibüsünü sollamak şeklindeki eyleminin, iş ve çalışma hürriyetini ihlali suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu TCK’nın 117/1-4. maddesinde düzenlenmiştir.

Madde 117; ‘(1) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, iş ve çalışma hürriyetini ihlal eden kişiye, mağdurun şikâyeti halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir.

(2) Çaresizliğini, kimsesizliğini ve bağlılığını sömürmek suretiyle kişi veya kişileri ücretsiz olarak veya sağladığı hizmet ile açık bir şekilde orantısız düşük bir ücretle çalıştıran veya bu durumda bulunan kişiyi, insan onuru ile bağdaşmayacak çalışma ve konaklama koşullarına tabi kılan kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis veya yüz günden az olmamak üzere adlî para cezası verilir.

(3) Yukarıdaki fıkrada belirtilen durumlara düşürmek üzere bir kimseyi tedarik veya sevk veya bir yerden diğer bir yere nakleden kişiye de aynı ceza verilir.

(4) Cebir veya tehdit kullanarak, işçiyi veya işverenlerini ücretleri azaltıp çoğaltmaya veya evvelce kabul edilenlerden başka koşullar altında anlaşmalar kabulüne zorlayan ya da bir işin durmasına, sona ermesine veya durmanın devamına neden olan kişiye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.’ hükmünü içermektedir

Anayasamızın 49 ve 50. maddeleri, bireylerin, istediği alanda serbestçe çalışma ve sözleşme yapma hürriyetine sahip olduğunu, özel teşebbüs kurma hakkının bulunduğunu belirterek temel hürriyetler güvence altına alınmıştır.

İş ve çalışma hürriyeti, bireyin gelir elde etmek amacıyla, mal ve hizmet üreterek, serbestçe çalışma, sözleşme yapma ve teşebbüs kurma hakkı olarak tanımlanmaktadır.

TCK’nın 117/1-4. maddesinde düzenlenen iş ve çalışma hürriyetini ihlali suçu ile korunan hukuki yarar, bireyin her türlü baskıdan uzak, üçüncü kişilerin olumsuz müdahalelerine uğramadan serbestçe çalışma hakkı bulunmasının sağlanması amacıyla eylem müeyyide altına alınmaktadır.

İş ve çalışma hürriyetini ihlali suçunun oluşabilmesi için, mağdura karşı cebir, tehdit kullanılması ya da bir başka hukuka aykırı bir davranışla, çalışma hürriyetinin ihlal edilmesidir.

Cebir unsuru failin, mağdura yönelik fiziken zorlama ve güç kullanması olarak tanımlanmaktadır. Mağdurun direncini kıracak nitelikte her türlü etkili eylem bu kapsamında bulunmaktadır. Ancak sanığın nitelikli olarak gerçekleştirdiği ve TCK’nın 87. maddesi kapsamında bulunan yaralamalar ayrıca suç oluşturacaktır.

Tehdit unsuru ise, failin, mağdurun kendisini ya da yakınlarını bir zarara uğratacağı konusunda baskı yapma, zorlama, korku verme, ağır ve haksız bir zarara uğratacağını ileri sürmek suretiyle işlenmektedir.

Bunun dışında madde metninde yer alan diğer unsur da ‘Hukuka aykırı başka bir davranış’ olarak tanımlanmaktadır. Öğretide, bu kavramın neyi kapsadığı konusunda tam bir açıklık bulunmaktadır. Hukuka aykırı nitelik taşıyan davranışların, suç ya da kabahat niteliğinde bulunmasının bir önemi bulunmamaktadır. Hukuka aykırı nitelikte eylemlerin haksız fiil, emniyet tedbiri gerektiren eylemler, disiplin cezaları, zabıta tedbirleri ve idari yaptırımı gerektiren tüm eylemler ile iş mevzuatına aykırılık oluşturan her türlü davranış hukuka aykırı bir başka davranış olarak kabul edilmektedir.

İş ve çalışma hürriyetini ihlali suçu, bir zarar suçudur. Suçun oluşabilmesi için, mağdura karşı cebir, tehdit kullanılması ya da bir başka hukuka aykırı bir davranışla, çalışma hürriyetinin ihlal edilmesinin yanında, iş ve çalışma hürriyetinin de ihlal edilmiş olması ve bu sonucun doğmuş olması gerekmektedir. Söz konusu suç, cebir ve tehdit gibi icrai hareketler ile oluşabileceği gibi, bir başka hukuka aykırı davranışla ihmali olarak da işlenebileceği kabul edilmektedir.

Maddi olayda, Katılanın, Kocapınar köyü ile Denizli arasında minibüs çalıştırdığı, sanık …’ın ise, Yatağan kasabasıyla Denizli arasında yolcu taşımacılığı yaptığı, olay günü katılanın, içinde yolcu olarak bulunan … ve …’in bulunduğu aracıyla il merkezinde seyir ettiği sırada, yolcunun likit tüpünü değiştirmek istediği ve yolcunun tüpünü değiştirip hareket ettikleri sırada, sanık …’ın katılan …’a ait aracın arkasına gelerek korna çaldığı ve katılanın aracına çarpacak kadar yaklaşıp hızlı bir şekilde katılanın minibüsünü solladığı ve tekrardan geri dönerek katılanın yanından hızlı bir şekilde geçtiği şeklinde gerçekleşen eylemde, sanığın katılanın aracını tehlikeli şekilde sollamak dışında, cebir ve tehdit içeren herhangi bir söz yada eyleminin bulunmadığı, sanığın suça konu eylemi gerçekleştirdiği sırada minibüs hattında yolcu taşımasını engelleme ve çalışma hürriyetini ihlal etme kastını içeren herhangi bir söz ve davranışının bulunmadığı,

Sanığın, katılanın aracını sollarken hızlı ve katılanın aracına çok yakın şekilde geçmesinin TCK’nın 117/1. maddesinde yazılı ‘Bir başka hukuka aykırı davranış’ olarak kabul edilmeyeceği, eylemin suç yada kabahat olarak tanımlanamayacağı ve o sırada trafik güvenliğini tehlikeye sokacak nitelikte bulunduğu konusunda yasal olarak herhangi bir idari yaptırım söz konusu olmadığı, iş mevzuatına aykırı nitelikte bir davranışın bulunmadığı nedenle, sanığın eyleminin ‘bir başka hukuka aykırı davranış olarak kabul edilmeyeceği’, ayrıca sanığın eylemi sonucunda katılan …’ın minibüs hattında yolcu taşıma faaliyetini sürdürmüştür. Katılanın iş ve çalışma hürriyetinin ihlal sonucu da doğmamıştır.

Bu itibarla sanığın eylemin sonucunda TCK’nın 117/1. maddesinde yazılı iş ve çalışma hürriyetini ihlal suçunun yasal öğeleri oluşmamıştır.

Bunun dışında Acıpayam Sulh Ceza Mahkemesinin 03.11.2010 tarihli ve 2010/471 Esas ve 2010/616 Karar sayılı ilamıyla, sanık … hakkında TCK’nın 117/1 ve 52/2. maddeleri uyarınca 6 ay hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve TCK’nın 53/1. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna karar verilmiş ise de, TCK’nın 117/1. maddesinde temel cezanın yanında ayrıca feri ceza öngörülmemektedir. Mahkemece sanık aleyhine olarak hakkında temel hapis cezasının yanında TCK’nın 52/2. maddesince 5 gün adli para cezasının karşılığı 100 TL adli para cezasına hükmedilmesi hukuka aykırı olduğu…” görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.

CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 18.12.2014 tarih ve 30061-36534 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun yasal unsurlarıyla oluşup oluşmadığının ve suçun oluştuğunun kabulü hâlinde ise TCK’nın 117/1. maddesinde atılı suç için seçimlik olarak hapis veya adli para cezası öngörülmesi karşısında Yerel Mahkemece hapis cezasının yanı sıra adli para cezasına hükmedilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Katılan … 28.06.2010 tarihli dilekçesinde; olay tarihinde saat 07.50 sıralarında sanığın, minübüsüyle kendi minibüsünü çok yakın mesafeden takip edip sollayarak, aniden önüne kırdığını ve bu şekilde kazaya sebebiyet vermeye çalıştığını, fren yaparak kurtulabildiğini, sanığın kendisini sürekli taciz ettiğini, daha büyük bir kazaya sebebiyet vereceğini belirterek sanıktan şikâyetçi olduğu,

Katılan … aşamalarda; Kocapınar köyü ile Denizli ili arasında minibüs şoförlüğü yaptığını, sanığın ise Yatağan kasabası ile Denizli ili arasında aynı işle meşgul olduğunu, suç tarihinde Yatağan’a geldiğinde minibüsündeki bir yolcunun tüp değiştirmek için inerek işini hâllettikten sonra tekrar bindiğini, aracı hareket ettirdikten sonra sanığın minibüsü ile yaklaşıp korna çalarak kendisini taciz ettiğini, daha sonra Yüreğil köyüne geldiği sırada sanığın, minibüsü ile hızla yaklaşarak tehlikeli bir şekilde kendisini solladığını, ardından ileride bir yerden dönerek yine kazaya sebebiyet verecek şekilde sollama yaptığını, bu olaydan bir yıl önce de “Ayaz Beklemesi” diye tabir edilen yerde üç minibüs şoförü ile önünü kesmiş olduğunu, sanıkla o olayda kavga ettiklerini ve sanığın kendisini tehdit ettiğini, en son yaşanan olaya minibüste yolcu olarak bulunan tanıklar … ve Mustafa Güner’in şahit olduklarını, bu olaydan sonra Denizli’den dönerken Yatağan kasabasında eczacı olarak çalışan …’ı aradığını ve bu şahıstan sanığın kendisini yolda niçin taciz ettiğini, meselenin ne olduğunu sormasını istediğini, sanıkla görüşen tanık Osman’ın, sanığın kendisine “… gözümün önünde yolcu aldı, onun için böyle yaptım” dediğini aktardığını,

Tanık … aşamalarda; olay tarihinde katılanın minibüsünde yolcu olarak bulunduğunu, yolculardan ……, Yatağan kasabasında tüp almaya indiği için minibüsün durduğunu, bu sırada bulundukları minibüsün arkasındaki minibüsü kullanan sanığın korna çaldığını, daha sonra katılanın aracıyla hareket ettiğini, arkadan da sanığın boş minibüsü ile çok yakın mesafeden hızla geçtiğini, katılanın minibüsüne çarpacağını zannettiğini, sanığın, katılanın yolcu alıp almadığını ve kimi aldığını merak etmiş olabileceğini, sanığın daha sonra 500 metre ileriden dönerek yine hızlı bir şekilde yanlarından geçtiğini,

Tanık … soruşturma evresinde; olay tarihinde katılanın kullanmış olduğu minibüste yolculuk yaptığını, bir yolcunun tüp alması için Yatağan kasabasında caminin yanındaki marketin önünde durduklarını, ismini sonradan öğrendiği ve minibüsü ile arkalarında bulunan sanığın korna çaldığını, çarpacak şekilde yakınlarından geçtiğini, sanığın minibüsünde yolcu bulunmadığını, ayrıca sefere gider gibi de görünmediğini, kendilerini geçtikten 500 metre sonra geri geldiğini, sanığın amacının katılanın yolcu almasını engellemek olduğunu düşündüğünü, kovuşturma evresinde; yolculardan ……’un Yatağan kasabasında tüp almak için indiğini, minibüsün …… için beklediği sırada, göremediği bir yerden kendilerine yönelik korna çalındığını, ancak kornayı kimin çaldığını göremediğini, sonraki olaylara ilişkin görgüye dayalı bilgisi olmadığını ifade ettiği, önceki beyanıyla çelişki oluşması nedeniyle kendisinden sorulduğunda ise; savcılıkta verdiği ifadesini kabul etmediğini, sadece korna çalındığını duyduğunu, diğer olayları bilmediğini,

Tanık … aşamalarda; sanığı ve katılanı şahsen tanıdığını, daha önce de benzer şekilde yolcu alma sebebiyle tartışan tarafları uzlaştırmış olduğunu, suça konu olaya bizzat şahit olmadığını, ancak olayın olduğu gün katılanın, kendisini telefonla arayıp durumu anlatarak neden o şekilde davrandığının sanıktan sorulmasını istediğini, bu nedenle telefonla aradığı sanığın “… gözümün önünde yolcu aldığını görünce onun için bu şekilde davrandım.” dediğini, kendisinin de “Yolcu değil tüp almış.” dediğini, bunun üzerine sanığın bir şey söylemediğini, olayın ardından tarafları uzlaştırmaya çalışsalar da bunu başaramadıklarını,

Beyan etmişlerdir.

Sanık … aşamalarda; yolcu taşımacılığı yaparak geçimini sağladığını, olay günü Yatağan kasabasından minibüsü ile yolcu taşıdığını, olay günü kendisi de yolcu taşıyan katılanın aracını trafik işaretlerine uygun olarak solladığını, katılandan önce yolcu almadığını, yalnızca ileride bir arkadaşının yanında durarak minibüsünü park ettiğini, katılanın da yanından geçtiğini, hareket etmeden önce korna çaldığının doğru olduğunu, ancak bunu taciz amaçlı yapmadığını savunmuştur

Uyuşmazlıkların isabetli bir biçimde çözümlenebilmesi için 5237 sayılı TCK’nın 117/1. maddesinde düzenlenen iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 72. maddesindeki “Ses, müzik, görüntü ve haberleşme cihazlarının kullanılması” ve aynı Kanunun 73. maddesindeki “Tedbirsiz ve saygısız araç sürme” fiillerine ilişkin düzenlemeler üzerinde durulması gerekmektedir.

A- İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlâli Suçu;

Anayasanın 48. maddesinde yer alan,

“Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.

Devlet, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.” şeklindeki düzenleme ile koruma altına alınan sözleşme özgürlüğü, sözleşme yapma serbestisinin yanı sıra yapılan sözleşmelere dışarıdan müdahale yasağını da içerir.

Anayasanın 49. maddesinin birinci fıkrasındaki “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir” hükmü ile de çalışma hakkı güvence altına alınmıştır.

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu TCK’nın 117. maddesinde;

“(1) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, iş ve çalışma hürriyetini ihlâl eden kişiye, mağdurun şikâyeti hâlinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir…” şeklinde düzenlenmiştir.

İş ve çalışma hürriyeti, bireyin gelir elde etmek amacıyla mal ve hizmet üreterek serbestçe çalışma, sözleşme yapma ve teşebbüs kurma hakkı olarak tanımlanmaktadır. İş ve çalışma hürriyetinin ihlâli suçu ile korunan hukuki yarar, bireyin her türlü baskıdan uzak, üçüncü kişilerin olumsuz müdahalelerine uğramadan serbestçe çalışma hakkıdır. Bu hak, sanayi ve ticaretin yanı sıra gelir elde etme amacına yönelik yasal her çeşit faaliyeti kapsamına alır.

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun oluşabilmesi için, mağdura karşı cebir veya tehdit kullanılması ya da hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması suretiyle iş ve çalışma hürriyetinin ihlal edilmesi gerekir. Cebir, daha çok maddi zorlamayı ifade eder. Tehdit ise manevi cebirdir, ileriye dönük olarak mağdurun iradesini etkilemeye yöneliktir. Cebir ile tehdit arasındaki en önemli fark budur.

Madde metninde yer alan “Hukuka aykırı başka bir davranış” ifadesinden, hukuk düzeninin belirlemiş olduğu emir veya yasak biçiminde bir içeriğe sahip olan her türlü hukuk kuralına aykırı fiiller anlaşılmalıdır. Maddede, sadece hukuka aykırılıktan bahsedildiği için bu davranışın aynı zamanda suç teşkil etmesi gerekmez. Bu bağlamda; haksız fiiller, emniyet tedbirlerini gerektiren fiiller ve idari yaptırım gerektiren fiiller de suçun hareket unsurunu oluşturan hukuka aykırı davranış olarak kabul edilmelerine karşın, yapılan hareketin kişilerin, normal iş ve çalışma düzenine ilişkin faaliyetlerinden en azından geçici olarak uzaklaştırılmasını ve bu düzenin bozulmasını da sağlayacak nitelikte olması gerekmektedir. Cebir, tehdit ya da hukuka aykırı davranışın iş ve çalışma hürriyetinin ihlaline yönelik olması gerekir. Suç, ihlalin gerçekleşmesi ile sona erer. Düzenlemede “tahdit, men, engelleme ya da ortadan kaldırma” ya değil, “ihlal” terimine yer verilmiş olması nedeniyle ihlal kavramının, tüm bu terimleri kapsayan üst bir anlama sahip olduğunu ifade etmek mümkündür.

TCK’nın 117. maddesi anlamında ihlal, kişilerin, normal iş ve çalışma düzenine ilişkin faaliyetlerinden en azından geçici olarak uzaklaştırılmasını ve bu düzenin bozulmasına ifade etmektedir. İhlalin geçici ya da devamlı olması önemli değildir (Prof. Dr. Veli Özer ÖZBEK-Doç. Dr. Koray DOĞAN-Dr. Öğr. Üyesi Pınar BACAKSIZ-Arş. Gör. İlker BACAKSIZ-Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler-Seçkin Akademik ve Mesleki yayınlar-13. Bası, s.458-462).

Bu suç neticeli bir suçtur. Bu nedenle söz konusu suçun tamamlanabilmesi için yalnızca hareketin gerçekleşmesi yeterli olmayıp aynı zamanda neticenin de gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Suçun netice kısmını iş ve çalışma hürriyetinin ihlali oluşturmaktadır (Uğur ERSOY, İş ve Çalışma hürriyetinin İhlâli Suçu, TAAD, Yıl:7, Sayı:24, s. 357).

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun işlenebilmesi için, herhangi bir şekilde iş ve çalışmanın engellenmesi gerekir. Burada mağdurun hakkı olan iş ve çalışmanın engellenmesi suç olarak düzenlenmiştir. Örneğin, bir taşıma işinde taşıma sözleşmesinin süresi dolan taşıyıcı, sözleşmeyi devam ettirmek amacıyla harekette bulunur fakat bu hareket fail tarafından engellenirse bu suç oluşmaz. Hukuka aykırı başka bir davranıştan anlaşılması gereken, hukuka uygun olmayan bir davranıştır. Bir örnek daha verecek olursak, bir kimsenin özel arazisinde duvar ören kimseye, arazi sahibinin engel olması hâlinde de bu suç oluşmayacaktır. Çünkü arazi sahibinin eylemi hukuka uygundur. Haksız fesih işlemi de nihayetinde hukuksal sonuçlar doğuran bir fesihtir ve iş sözleşmesi, haksız olarak yapılmış olsa da feshedilmiştir. Bu durumda da artık eylem hukuki nitelik kazanmıştır. Bu nedenle hukukça haklı olan, haksız fiil oluşturmayan sözleşmeye aykırılık veya sözleşmenin feshi durumlarının ortaya çıktığı hâllerde, yapılan davranışın hukuka aykırı başka bir davranış olduğu ileri sürülemez (Mustafa Artuç, Kişilere Karşı Suçlar, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2008, s. 1004).

Somut olayımızda eylemin teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığının belirlenebilmesi için, yapılan hareketlerin, TCK’nın 117. maddesindeki suçun oluşmasına elverişli hareket olarak sayılıp sayılamayacağının tartışılması gerekmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu’ndaki “Elverişli vasıta” ya da kanuni deyimle “Vesaiti mahsusa” yerine “Elverişli hareketlerle icraya başlamaktan” söz etmektedir. Kanun’un gerekçesinde de belirtildiği üzere suça teşebbüste kullanılan araç suçun kanuni tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olmalıdır. Ancak elverişlilik sadece kullanılan araç bakımından değil suçun konusu da dahil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunmalıdır. O halde elverişli hareket kavramı eski Kanun’da yer alan “Vesaiti mahsusa” kavramını da kapsayan bir üst kavram olarak kabul edilmiştir. Böylelikle elverişli vasıta teşebbüs için ayrı ve bağımsız bir şart olmaktan çıkarılarak failin neticeyi gerçekleştirmek bakımından elverişli bir şekilde harekete geçip geçmediğini gösteren kanıtlardan biri hâline getirilmiştir.

Sevk ve idaresindeki araç ile katılanın yönetimindeki aracın yanından hızlı bir şekilde korna çalarak geçtikten sonra geri dönen ve iş ve çalışma hürriyetinin ihlaline yönelik başkaca bir söz ya da davranışı bulunmayan sanığın gerçekleştirdiği hareketlerin TCK’nın 117. maddesindeki suç açısından elverişli olduklarının kabulü mümkün olmadığından eylemin teşebbüs aşamasında kaldığından söz edilemeyecektir.

B- 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 72. maddesindeki “Ses, müzik, görüntü ve haberleşme cihazlarının kullanılması” ve aynı Kanunun 73. maddesindeki “Tedbirsiz ve saygısız araç sürme” fiillerine ilişkin düzenlemeler;

2918 sayılı Kanun’un 72. maddesinde; araçlarda ses, müzik, görüntü ve haberleşme cihazlarının yönetmelikte gösterilen şartlara uygun olarak ve kamunun rahat ve huzurunu bozmayacak şekilde kullanılabileceği, bu madde hükmüne uymayanların idari para cezası ile cezalandırılacağı düzenlenmiştir.

18.07.1997 Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin “Ses, Müzik, Görüntü ve Haberleşme Cihazları” başlıklı 144. maddesi;

“Araçlarda ses, müzik, görüntü ve haberleşme cihazları hakkında aşağıdaki esaslar uygulanır.

a) Bunların; bu Yönetmeliğin 1 ve 2 sayılı Cetveli ile ‘Araçların Muayeneleri ile Muayene İstasyonlarının Açılması ve İşletilmesi Hakkında Yönetmelik’ şartlarına ve ilgili kanun hükümlerine uygun olarak bulundurulması ve kullanılması ve gerekli görülenler için izin ve ruhsat alınması mecburidir.

b) Uyarı işareti olarak kullanılan ses cihazlarının;

1)Yakın ilerisi görülmeyen, kavşak, dönemeç ve tepe üstü gibi yerlere yaklaşırken gelişini haber verme, yol ve trafik durumunun icabına göre, karayolunu kullananları uyarma ve geçme halleri dışında kullanılması,

2)Kamunun rahat ve huzurunu bozacak şekilde gereksiz veya gereğinden uzun ve ayarsız olarak seslendirilmesi ile şehir içinde havalı klakson kullanılması,

3) Geçiş üstünlüğüne sahip araçlarda bulundurulması gerekenlerin, diğer araçlara takılarak kullanılması,

Yasaktır.

İzin ve ruhsat alınmadan, araçlarda bulundurulan veya kullanılan bu cihazlar söktürülür.” şeklinde olup, uyarı işareti olarak kullanılan ses cihazlarının belirtilen hâller dışında ve usulsüz kullanılmasının yasak olduğu düzenlenmiştir.

2918 sayılı Kanun’un “Tedbirsiz ve saygısız araç sürme” başlıklı 73. maddesindeki;

“Karayolunda araçların kamunun rahat ve huzurunu bozacak veya kişilere zarar verecek şekilde saygısızca sürülmesi, araçlardan bir şey atılması veya dökülmesi, seyir halinde sürücülerin cep ve araç telefonu ile benzer haberleşme cihazlarını kullanması yasaktır.” hükmü ve anılan Yönetmelik’in 145. maddesinde yer alan;

“Karayollarında, kamunun rahat ve huzurunu bozacak veya kişilere zarar verecek şekilde;

a) Su, çamur ve benzerlerini sıçratmak, atmak, dökmek,

b) Korkutmak veya şaşırtmak,

c) Sigara külü ve izmaritlerini veya başka şeyleri yola atıp dökmek,

d)Seyir halinde iken sürücülerin, cep ve araç telefonu ile benzeri haberleşme cihazlarını kullanmak,

e) Özel amaçlarla keyfi veya kasıtlı davranışlarda bulunmak suretiyle yaya veya araç trafiğinin seyir emniyetini ihlal etmek veya tehlikeye düşürmek,

Suretiyle tedbirsiz ve saygısız davranışlarda bulunmaları ve araç sürmeleri yasaktır.”

Biçimindeki düzenlemelerle, sürücülerin araç kullanırken kamunun rahat ve huzurunu bozacak veya kişilere zarar verecek boyutta saygısız ve tedbirsiz araç kullanmalarının önüne geçilmek istenmekte, aykırı davranışlar için Kanun’un 73. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca idari para cezası öngörülmektedir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Katılanın Kocapınar köyü ile Denizli ili arasında, sanığın ise Yatağan kasabasıyla yine Denizli ili arasında yolcu taşımacılığı yaptığı, olay günü katılanın yönetimindeki minibüste bulunan yolculardan birinin tüp değiştirmek amacıyla araçtan inmek istemesi üzerine bir dükkan önünde duran minibüsün, yolcunun tüpü değiştirerek tekrar binmesi üzerine hareket ettiği sırada sanığın sevk ve idaresindeki minibüs ile katılana ait minibüsün arkasından korna çalıp çok yakın mesafeden hızlı bir şekilde sollama yaptıktan sonra ileriden dönüp yine katılanın yönetimindeki minibüsün yanından hızlı bir şekilde geçmesinden ibaret olayda;

Sevk ve idaresindeki araç ile katılanın yönetimindeki aracın yanından korna çalarak geçtiğini kabul eden sanığın savunmasında; taciz amaçlı hareket etmediğini beyan ettiği olay sırasında yapılan hareketlerin cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka bir davranışla işlenmesi gereken TCK’nın 117. maddesindeki iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun oluşması için elverişli hareket olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı gibi sanık tarafından yapılan hareketlerin sırf katılanın yolcu almamasına yönelik olduğuna dair doğrudan doğruya görgüye dayalı bilgisi olmayan ancak olaydan sonra bizzat sanığın telefonda kendisine katılanın yolcu aldığını görmesi üzerine bu şekilde davrandığını söylediğini beyan eden tanık Osman’ın dolaylı anlatımından başka bir delilin elde edilemediği ve katılanın ara vermeden devam ettiği yolcu taşımacılığı işinde kendisine herhangi bir güçlük çıkartılmadığı hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanığa atılı suçun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.

Bu nedenle, sanığın eyleminin iş ve çalışma hürriyetinin ihlâli suçunu oluşturduğunu kabul eden Yerel Mahkeme hükmü ile bu hükmü onayan Özel Daire kararında isabet bulunmamaktadır.

Öte yandan, sanığın somut olay kapsamında katılanın aracının yanından kendi aracıyla hızla ve çok yakın bir mesafeden geçmek ve herhangi bir gereklilik bulunmamasına karşın kornasını kullanmak suretiyle Karayolları Trafik Kanunu’nun 72. maddesindeki “Ses, müzik, görüntü ve haberleşme cihazlarının kullanılması” ve aynı Kanunun 73. maddesindeki “Tedbirsiz ve saygısız araç sürme” düzenlemelerine aykırı hareket ettiği kabul edilmelidir.

Ulaşılan bu sonuç karşısında zamanaşımı yönünden de değerlendirme yapılması gerekmektedir.

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Soruşturma zamanaşımı” başlıklı 20. maddesi;

“(1) Soruşturma zamanaşımının dolması halinde kabahatten dolayı kişi hakkında idarî para cezasına karar verilemez.

(2) (Değişik: 6/12/2006-5560/33 md.) Soruşturma zamanaşımı süresi;

a) Yüzbin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde beş,

b) Ellibin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde dört,

c) Ellibin Türk Lirasından az idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde üç, yıldır.

(3) Nispî idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde zamanaşımı süresi sekiz yıldır.

(4) Zamanaşımı süresi, kabahate ilişkin tanımdaki fiilin işlenmesiyle veya neticenin gerçekleşmesiyle işlemeye başlar.

(5) Kabahati oluşturan fiilin aynı zamanda suç oluşturması halinde suça ilişkin dava zamanaşımı hükümleri uygulanır.” şeklinde düzenlenmiş iken,

13.02.2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanunun 22. maddesiyle, 2. fıkraya;

“Ancak, 1111 sayılı Askerlik Kanunu, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun, 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ve 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda belirtilen ve idari para cezasını gerektiren fiilin işlendiği tarihi takip eden takvim yılının son günü bitimine kadar idari para cezası verilerek tebliğ edilmediği takdirde idari yaptırım kararı verilemez, verilmiş olanlar düşer.” cümlesi,

31.03.2011 tarihli ve 6217 sayılı Kanunun 27. maddesiyle de bu maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Ancak” ibaresinden sonra gelmek üzere “89 uncu maddesi hariç olmak üzere” ibaresi eklenmiştir.

Bu düzenlemeler ve dosya kapsamında, Karayolları Trafik Kanunu’nun 72 ve 73. maddelerinde öngörülen idari para cezaları, kabahatin işlendiği 28.06.2010 tarihini takip eden takvim yılının son günü bitimine kadar tebliğ edilmediğinden idari yaptırım kararı verilemeyeceği anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün, sanığın eyleminin Karayolları Trafik Kanunu’nun 72 ve 73. maddelerinde öngörülen kabahatleri oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına, ancak sanığın kabahat niteliğindeki eylemlerine ilişkin olarak Kabahatler Kanununun 20. maddesinin ikinci fıkrasına kabahat tarihinden sonra eklenen cümlede düzenlenen zamanaşımının, Özel Daire inceleme tarihinden önce gerçekleştiği anlaşıldığından ve yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’nın 322 ve Kabahatler Kanunu’nun 24. maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün bulunduğundan, Kabahatler Kanunun’un 20. maddesinin birinci fıkrası uyarınca sanık hakkında idari para cezası verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir.

Birinci uyuşmazlık konusunda ulaşılan bu sonuç karşısında ikinci uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi …; “Sanık … hakkında; katılan …’a yönelik iş ve çalışma hürriyetini ihlal suçundan açılan kamu davasında yerel mahkemece eylemin sübuta erdiğinden bahisle sanığın TCK’nın 117/1. maddesi gereği cezalandırılmasına dair verilen karar temyiz olunarak Yargıtay 4. CD. tarafından oy çokluğu ile onanmış, Yargıtay C. Başsavcılığı ise bu karara suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesi ile itiraz etmiş olup Ceza Genel Kurulumuzda yapılan oylama sonucu; suçun yasal unsurlarının oluşmadığından bahisle itirazın kabulüne dair oy çokluğu ile çıkan karara sanığın eyleminin TCK’nın 117/1. maddesindeki suçu oluşturduğu ve teşebbüs aşamasında kaldığı gerekçesi ile muhalifim.

Şöyle ki;

Dosya kapsamına göre her ikisi de minibüs çalıştıran taraflardan sanık, Yatağan kasabası-Denizli arasında, katılan ise Kocapınar Köyü-Denizli arasında yolcu taşımaktadır.

Olay günü katılanın minibüsünde bulunan bir yolcunun Yatağan kasabasına gelindiğinde tüp alacağını söyleyerek minibüsten indiği ve tüp alarak tekrar minibüse geri bindiği, sanığın minibüse binen yolcuyu bu minibüsten indiğini görmediği bu nedenle katılanın kendi yolcusunu Yatağan’dan haksız yere aldığını düşündüğü ve boş olarak bekleyen minisüne binerek katılan ve içinde bulunan tanıkları taşıyan minibüse hızlıca yaklaştığı, korna çalıp hızla geçerek uzaklaştığı, yaklaşık 500 metre ilerden geri dönerek tekrar hızlıca katılanın minibüsünün yanından geçtiği sabittir.

Dosya kapsamına göre katılan, olay günü sanığın kendisini taciz ettiğini, hızlıca gelerek kazaya sebebiyet verecek şekilde kendisini solladığını olaydan bir yıl önce yine sanığın birkaç kişi ile birlikte önünü keserek kendisini tehdit ettiğini söylemiştir.

Olaydan sonra katılanın talebi üzerine, tanık … sanığa niçin böyle davrandın diye olaydan sonra sorunca sanıkta katılanın kendisinin gözü önünde yolcu aldığı için böyle davrandığını söylemiştir.

Sanık, olay günü sanığı tehlikeye düşürecek şekilde sollamadığını savunmuştur.

Olay sırasında katılanın minibüsünde bulunan tanık … mahkemedeki beyanında; katılanın minibüsünde yolcu olarak bulunduğunu, yolculardan birinin Yatağan’dan tüp almak için minibüsü durdurarak indiğini, minibüsleri durduğu sırada arkadan kendilerine korna çalındığını, bu sırada kendilerinin hareket ettiğini, arkalarından içinde yolcusu olmayan sanığın kullandığı minibüsün çok yakınlarından hızla geçerek uzaklaştığını hatta kendisinin minibüsün çarpacağını zannettiğini, daha sonra 500 metre ilerden tekrar dönerek hızlı bir şekilde yanlarından tekrar geçtiğini söylemiştir.

Dosya kapsamından, mevcut tanık beyanlarından sanığın kullandığı araçla, hem trafik güvenliğini tehlikeye sokacak şekilde ve yine hem de kendi minibüsü ile katılanın minibüsüne çok yakından hızla geçerek minibüstekilerin vücut bütünlüğüne yönelik saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit ettiği, sanığın olayda kullandığı minibüsün hızlıca çok yakından geçmesi nedeniyle minibüsteki yolcuların tehlike atlattığı ve bu olaydan korktukları, sanığın bu eylemi iki kez tekrarlayarak katılana gözdağı verdiği, sanığın bu eylemdeki saikinin ise minibüsçülük yapan katılanın yolcu olmasını önlemeye yönelik olduğu sabittir.

Sanığın hukuka aykırı olduğunda tereddüt olmayan ve yine kanaatimizce tehdit suçunu oluşturan bu eylemi nedeniyle katılan geçici de olsa minibüsçülüğü bırakmamış, işine devam etmiştir. Ancak katılan da bu olaydan tedirgin olup tanık Osman’dan sanığa hareketinin nedenini sormuştur.

Böylelikle, sanığın katılanın çalışma hürriyetini engellemeye yönelik ve suça elverişli davranışını gerçekleştirdiği, ancak katılanın işine devam edip minibüsçülük mesleğini veya güzergahında yolcu taşımayı bırakmadığı anlaşılmakla sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığı kabulü ile sanığın üzerine atılı iş ve çalışma hürriyetini ihlal suçunun sübuta erdiği ve ancak tamamlanmayıp teşebbüs aşamasında kaldığı görüşünde olduğumdan suçun unsurlarının oluşmadığı,” düşüncesiyle,

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; “Sanığa atılı suçun yasal unsurlarıyla oluştuğu,” düşüncesiyle,

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; “Sanığın eylemlerinin TCK’nın 179. maddesinin ikinci fıkrasındaki suçu oluşturduğu,” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,

2- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 29.03.2017 tarihli ve 10607-12554 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,

3- Acıpayam (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesinin 03.11.2010 tarihli ve 471-616 sayılı hükmünün, sanığın eylemlerinin Karayolları Trafik Kanunu’nun 72 ve 73. maddelerinde öngörülen kabahatleri oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

Ancak Kabahatler Kanununun 20. maddesi uyarınca gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle sanık hakkında idari para cezası verilmesine YER OLMADIĞINA,

4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 11.12.2018 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 17.01.2019 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Bu ölçüt boykot bakımından belirleyicidir. Tüketicilere bir işletmeden alışveriş yapmama çağrısı kendiliğinden hukuka aykırı bir davranış değildir. Çağrıya uyan müşterinin tercihi de kendi sözleşme özgürlüğünün kullanılmasıdır. Suç, boykotun cebir, tehdit, işgal veya fiziki engelleme gibi hukuka aykırı araçlarla dayatıldığı noktada başlar.

Fiilin birden fazla kişi tarafından birlikte, silahla, kimliği gizleyerek veya kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak işlenmesi hâlinde ceza bir kat artırılır (TCK m. 119/1). Toplu boykot eylemlerinde “birden fazla kişi tarafından birlikte” işleme hâli sıklıkla gündeme gelir.

TCK m. 117/4 ayrı bir düzenleme içerir. Cebir veya tehdit kullanarak işçiyi veya işvereni ücretleri azaltıp çoğaltmaya ya da önceden kabul edilenlerden başka koşulları kabule zorlayan veya bir işin durmasına, sona ermesine ya da durmanın devamına neden olan kişiye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir. Bu fıkra şikâyete bağlı değildir. Çalışmayı sürdürmek isteyen işçilerin tehditle işi bırakmaya zorlanması bu hükmün kapsamındadır.

Kanuni grev suç değil, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu ile güvence altına alınmış bir haktır. Şartları gerçekleşmeden yapılan grev kanun dışıdır (m. 58/3) ve bunun sonuçları ağırlıklı olarak iş hukukunda doğar. Kişiyi sendikaya üye olmaya veya sendikanın faaliyetlerine katılmaya ya da katılmamaya cebir veya tehditle zorlamak ise TCK m. 118 kapsamında ayrı bir suçtur.

Nefrete dayalı ayırımcı boykot (TCK m. 122)

Boykotun ceza hukuku bakımından en hassas alanı ayırımcılıktır. TCK m. 122 uyarınca dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle bir kişiye kamuya arz edilmiş bir malın satılmasını veya kiraya verilmesini, kamuya arz edilmiş bir hizmetten yararlanmasını, işe alınmasını ya da olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını engelleyen kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Bu hüküm boykotun tersine çevrilmiş biçimini de kapsar. Belirli bir etnik kökene veya dine mensup kişilere mal satmayan, hizmet vermeyen bir işletme sahibi TCK m. 122/1-a veya b kapsamında sorumlu olabilir. Belirli bir kesime mensup esnafın çalışmasını fiilen engellemeye yönelik örgütlü bir uygulama da (d) bendindeki “olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmayı engelleme” hareketini oluşturabilir. Suçun oluşması için nefret saikinin ve engellemenin somut olarak gerçekleşmesi aranır; yalnızca eleştiri içeren bir çağrı bu sonucu doğurmaz.

Bir kesimi diğer bir kesim aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik eden, kamu güvenliği bakımından açık ve yakın tehlike oluşturan boykot çağrıları ise TCK m. 216/1 kapsamında değerlendirilir.

Eğitim ve kamu hizmetlerinde boykot (TCK m. 112 ve 113)

Öğrencilerin kendi iradeleriyle derse girmemesi ceza hukukunu değil, ilgili disiplin mevzuatını ilgilendirir. Derse girmek isteyen öğrencilerin cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka bir davranışla engellenmesi ise eğitim ve öğretimin engellenmesi suçunu oluşturur. Cezası iki yıldan beş yıla kadar hapistir (TCK m. 112/1).

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, derse girmek isteyen sınıf arkadaşlarını elindeki bıçağı sallayarak ve “kimse derse girmezse yoklama yapılamaz” diyerek engelleyen öğrencinin eyleminin eğitim ve öğretimin engellenmesi özel kastıyla işlendiğini kabul etmiştir. Daire, özel düzenleme niteliğindeki TCK m. 112 ve 119 uygulanacağından ayrıca tehdit suçundan hüküm kurulamayacağına hükmetmiştir. Kararın metni aşağıdadır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2012/33462, K. 2013/2700, T. 04.02.2013

4. Ceza Dairesi 2012/33462 E. , 2013/2700 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi SUÇLAR : Tehdit, eğitim ve öğretimin engellenmesi, hakaret HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: 1-Hakaret suçundan öngörülen cezanın nitelik ve niceliğine göre hükmün temyiz edilemez olduğu, Anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMK’nın 317. maddesi uyarınca suça sürüklenen çocuk … müdafiinin tebliğnameye aykırı olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE, 2-Tehdit, eğitim ve öğretimin engellenmesi suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyize gelince; Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; Diyarbakır Lisesinde öğrenci olan sanığın, teneffüs bitimi derse girmek isteyen sınıf arkadaşları olan mağdurları elindeki bıçağı sallamak suretiyle, “kimse derse girmezse yoklama yapılamaz” diyerek derse girmelerine engel olduğu, ders çıkışında da mağdurların üzerine bıçakla yürümekten ibaret eyleminin, eğitim ve öğretimin engellenmesi özel kastıyla işlenmesi karşısında, eylemin özel düzenleme içeren TCK’nın 112 ve 119. maddelerine uyan suçu oluşturacağı gözetilmeden, tehdit suçundan da ayrıca mahkumiyet kararı verilmesi, Yasaya aykırı ve suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 04.02.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kamu hizmetlerinden yararlanmanın cebir, tehdit veya hukuka aykırı davranışla engellenmesi de TCK m. 113 uyarınca iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasını gerektirir. Bir kamu kurumunun girişini kapatarak vatandaşların hizmet almasının önlenmesi bu kapsamdadır.

Suç işlemeye veya kanunlara uymamaya tahrik

Boykot çağrısı bir işletmenin yakılmasına, çalışanlarına saldırılmasına veya mallarının yağmalanmasına yönelik bir çağrıya dönüşürse alenen suç işlemeye tahrik suçu (TCK m. 214/1) oluşur; cezası altı aydan beş yıla kadar hapistir. Tahrik konusu suç işlenirse tahrik eden kişi azmettiren sıfatıyla sorumlu tutulur (TCK m. 214/3). Vergi ödememe gibi kanuni bir yükümlülüğün yerine getirilmemesine yönelik ve kamu barışını bozmaya elverişli çağrılar ise TCK m. 217 kapsamında değerlendirilebilir.

Çağrının içinde işletme sahibine yönelik sövme veya gerçeğe aykırı suç isnadı varsa, boykot çağrısının kendisi değil bu sözler hakaret suçunu (TCK m. 125) oluşturabilir.

Ticari boykot: haksız rekabet ve rekabet hukuku

Ticari alanda boykot çağrısının hukuka uygunluğu çoğunlukla ceza hukukundan çok haksız rekabet hükümleriyle değerlendirilir. TTK m. 55/1-a-1 uyarınca başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını ve faaliyetlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek haksız rekabettir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, bir sendikanın sendikalı işçilerin işten çıkarıldığı iddiasıyla bir şirkete karşı başlattığı boykot çağrısına ilişkin davada, davacı mallarına ilişkin kötüleme içermeyen boykot çağrısının haksız rekabet teşkil etmediği sonucuna varmış ve davanın reddine ilişkin hükmü onamıştır. Kararın metni aşağıdadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/8698, K. 2017/3421, T. 06/06/2017

11. Hukuk Dairesi 2016/8698 E. , 2017/3421 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 23/12/2015 tarih ve 2014/833-2015/1034 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 06/06/2017 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalının bazı işçilerin sırf sendikalı oldukları için işten çıkartıldıkları gerekçesine dayalı olarak müvekkili aleyhine genel bir boykot çağrısı başlattığını, gerçeğe aykırı beyanlarla da desteklenmeye çalışılan ve kamuoyunun müvekkili ürünlerini satın almamaya yönelten bu boykot çağrısının haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, davalının müvekkiline yönelik eylemlerinin haksız rekabet oluşturduğunun tespitine ve men’ine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, sendikal hakların Anayasa ve yasalarla güvence altına alındığı, davacıya ait iş yerinde davalı sendikanın teşkilatlanması nedeniyle sendikalı işçilerin işten çıkartıldığı, davaya konu boykot eyleminde davacının ürünlerine yönelik hiçbir kötülemenin olmadığı, üretilen herhangi bir ürün veya ham maddenin kötü olduğu ve bu yüzden kullanılmaması gerektiği şeklinde bir propaganda yapıldığı iddiasının davacı tarafından kanıtlanamadığı, asıl olayın haksız rekabet olmayıp davacıya ait iş yerinde davalı sendikanın teşkilatlanmasından kaynaklanan rahatsızlığın İş mahkemelerinde İş mevzuatı çerçevesinde çözülmesi gerekirken, haksız rekabet adı altında Ticaret Mahkemelerinde çözüm aramanın hukukun dolanılması ve kötüye kullanılması niteliğinde olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve mahkemenin davacıya ait iş yerinde davalı sendikanın teşkilatlanmasından kaynaklanan rahatsızlığın iş mahkemelerinde iş mevzuatı çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği ve haksız rekabet adı altında ticaret mahkemelerinde çözüm aramanın hukukun dolanılması ve kötüye kullanılması niteliğinde bulunduğuna ilişkin gerekçesi yerinde değilse de, davacı mallarına ilişkin bir kötüleme içermeyen boykot çağrısının haksız rekabet teşkil etmediğinin anlaşılmasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir olunan 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 2,20 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 06/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Buna göre boykot çağrısının hukuka uygunluğu, çağrının gerçeğe uygun bir olguya dayanıp dayanmadığına ve ürün veya işletme hakkında yanıltıcı ya da gereksiz yere incitici açıklama içerip içermediğine göre belirlenir.

TTK m. 55’te sayılan haksız rekabet fiillerinden birini kasten işleyen kişi, hukuk davası açma hakkı bulunanların şikâyeti üzerine, iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır (TTK m. 62/1-a). Gerçeğe aykırı ve kötüleyici bir boykot kampanyası bu yönüyle ceza sorumluluğu da doğurabilir.

Boykot rakip teşebbüsler arasında bir anlaşmayla uygulanırsa durum farklıdır. Birden fazla üreticinin belirli bir bayiye mal vermeme konusunda anlaşması gibi kolektif boykotlar, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun m. 4 uyarınca rekabeti kısıtlayan anlaşma olarak yasaktır. Bu ihlalin yaptırımı ceza mahkemesince değil, Rekabet Kurumunca uygulanan idari para cezasıdır.

Usul: şikâyet, süre, merci ve masraf

Şikâyet ve süre. TCK m. 117/1’deki suç şikâyete bağlıdır. Şikâyet süresi, mağdurun fiili ve failin kim olduğunu öğrendiği tarihten itibaren altı aydır (TCK m. 73/1-2). TCK m. 117/4, 112, 113, 122 ve 216’daki suçlar ise resen soruşturulur; bu suçlarda şikâyet ihbar niteliği taşır.

Başvuru mercii. Şikâyet veya ihbar, suçun işlendiği yer Cumhuriyet başsavcılığına ya da kolluğa yapılabilir. Bu suçlarda yargılama kural olarak asliye ceza mahkemesinde görülür. Haksız rekabete dayalı tespit, men ve tazminat istemleri asliye ticaret mahkemesinde ileri sürülür.

Uzlaştırma. İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu, TCK m. 119/1-c’deki birden fazla kişiyle birlikte işlenen hâli dâhil, uzlaştırma kapsamındadır (CMK m. 253/1-b-5). Uzlaşma sağlanıp edim yerine getirildiğinde soruşturma evresinde kovuşturmaya yer olmadığına, kovuşturma evresinde düşme kararı verilir.

Masraf. Cumhuriyet başsavcılığına şikâyette bulunmak harca tabi değildir. Haksız rekabet davasında yargılama harçları ve gider avansı yatırılır.

İlk adımlar. Zarar gören işletme, paylaşım bağlantılarını, tarihli ekran görüntülerini, kamera kayıtlarını ve tanık bilgilerini içeriğin silinme ihtimaline karşı gecikmeden tespit ettirmelidir.

Sıkça Sorulan Sorular

Sosyal medyada bir markayı boykot etme çağrısı yapmak suç mudur?

Kural olarak değildir. Çağrı ifade özgürlüğü kapsamında korunur. Çağrı nefret saikiyle bir kesimi hedef alıyorsa, şiddete yöneltiyorsa veya marka hakkında gerçeğe aykırı ve kötüleyici beyanlar içeriyorsa ceza veya haksız rekabet sorumluluğu doğabilir.

Şikâyetten vazgeçilmesi davayı sona erdirir mi?

TCK m. 117/1’deki suçta vazgeçme kural olarak davayı düşürür (TCK m. 73/4). Vazgeçme, onu kabul etmeyen sanık bakımından sonuç doğurmaz (TCK m. 73/6). Resen soruşturulan suçlarda vazgeçme yargılamayı etkilemez.

Bir işletme belirli kişilere hizmet vermeyi reddederse ne olur?

Ret, dil, ırk, din, cinsiyet veya engellilik gibi bir farklılıktan kaynaklanan nefrete dayanıyorsa TCK m. 122 kapsamında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası söz konusu olabilir. Bu suç resen soruşturulur.

Boykot nedeniyle uğranan zarar tazmin ettirilebilir mi?

Hukuka uygun bir boykot çağrısı tazminat sorumluluğu doğurmaz. Çağrı kötüleme içeriyorsa haksız rekabet davasıyla tespit, men ve tazminat istenebilir. Zarar suç oluşturan bir fiilden doğmuşsa ceza yargılamasının yanında hukuk mahkemesinde ayrıca tazminat davası açılabilir.

Sonuç

Boykot, sözleşme özgürlüğü ve ifade özgürlüğü temelinde kural olarak hukuka uygundur. Sınır, boykotun başkalarına cebir, tehdit veya fiziki engelleme yoluyla dayatıldığı, nefret saikiyle bir kesimi ekonomik hayattan dışlamaya yöneldiği ya da gerçeğe aykırı kötüleme içerdiği noktada aşılır. Hangi hükmün uygulanacağı çağrının içeriğine ve uygulanış biçimine göre belirlenir. Benzer uyuşmazlıklar için büromuzdan bilgi alınabilir.

Kanunların güncel metni (mevzuat.gov.tr): 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut durumunuz için hukuki destek alınız.