Dürüstlük Kuralı ve İyiniyet (TMK 2-3): Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı

Bir hakka sahip olmak, o hakkın her koşulda ve her amaçla kullanılabileceği anlamına gelmez. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi, bütün özel hukuk ilişkilerine yön veren bir sınır koyar: Haklar dürüstlük kuralına uygun kullanılmalıdır ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Hemen ardından gelen 3. madde ise iyiniyeti düzenler. İki kavram sıkça birbirine karıştırılır. Oysa biri hakların kullanılmasına, diğeri hakların kazanılmasına ilişkindir.

KISA CEVAP

  • Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır (TMK m. 2/1).
  • Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz (TMK m. 2/2).
  • Dürüstlük kuralı objektif bir davranış ölçüsüdür; hakkın kullanılmasıyla ilgilidir.
  • İyiniyet ise bir hakkın kazanılmasına engel olan durumu bilmemek ve bilecek durumda olmamaktır (TMK m. 3).
  • Kanunun iyiniyete sonuç bağladığı durumlarda asıl olan iyiniyetin varlığıdır; aksini iddia eden ispat eder.
  • Hakkın kötüye kullanılması için başkasına zarar verme kastı aranmaz; hakkın dürüstlük kuralına aykırı kullanılması ve başkasının zarar görmesi yeterlidir.

Kanun metni

4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 2 ve m. 3

Madde 2 – Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Madde 3 – Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.

Dürüstlük kuralı

Dürüstlük Kuralı ve İyiniyet (TMK 2-3) bilgi grafiği

Dürüstlük kuralı, toplumda dürüst ve makul bir kişiden beklenen davranış biçimidir. Hâkim, bir davranışın bu kurala uygun olup olmadığını değerlendirirken toplumun genel ahlak anlayışını, günün uygulamalarını ve taraflar arasındaki ilişkinin amacını dikkate alır. Kural, sözleşmelerin yorumunda, borçların ifa biçiminde ve yan yükümlülüklerin belirlenmesinde de kullanılır.

Uygulamada hakkın kötüye kullanılması sayılan tipik durumlar şunlardır:

  • Çelişkili davranış: Bir kişinin önceki davranışıyla karşı tarafta güven yaratıp sonra bu güvene aykırı hareket etmesi.
  • Yararsız hak kullanımı: Hak sahibine hiçbir yarar sağlamadığı hâlde yalnızca karşı tarafı zarara uğratan kullanım.
  • Şekle aykırılığın kötüye kullanılması: Sözleşmenin şekil eksikliğini bilerek edimini almış olan tarafın, yıllar sonra yalnızca şekle dayanarak geçersizlik ileri sürmesi.
  • Amaç dışı kullanım: Hakkın, tanınma amacından tamamen farklı bir amaçla kullanılması.

Yargıtay kararları

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2019 tarihli kararına konu olayda, bir baraj projesi nedeniyle kamulaştırılacak taşınmazlara, kamulaştırma bedelini artırmak amacıyla yeni fidanlar dikildiği ileri sürülmüştür. Uyuşmazlık, bu fidanların bedelin hesabında dikkate alınıp alınmayacağı ve TMK m. 2’nin uygulanıp uygulanmayacağı noktasında toplanmıştır. Genel Kurul, dürüstlük kuralının kapsamını şöyle açıklamıştır:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 26.11.2019 tarihli, E. 2018/824, K. 2019/1210 sayılı kararı

Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. […] Önemli olan başkasına zarar vermek kastı değil, hakkın dürüstlük kurallarına aykırı olarak kullanılması sonucunda başkasının zarar görmüş olmasıdır.

Genel Kurul aynı kararda iki kavram arasındaki farkı da ortaya koymuştur:

Aynı karar

Medeni Kanunun 3. maddesinde düzenlenen iyi niyet “hakların kazanılması” ile ilgili olduğu hâlde, Medeni Kanunun 2. maddesinde yer alan dürüst davranma “hakların kullanılması” ve “borçların yerine getirilmesinde” söz konusu olur.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 24.10.2025 tarihli, E. 2025/444, K. 2025/4570 sayılı kararı ise sınırın her olayda kolay çizilmediğini gösterir. Okuma yazma bilmeyen bir mirasçının imzaladığı 1999 tarihli miras taksim sözleşmesinin iptali oy çokluğuyla onanmış; karşı oy yazısı, yıllar sonra şekle aykırılığın ileri sürülmesini TMK m. 2 kapsamında hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirmiştir.

İyiniyet

İyiniyet, bir hakkın kazanılmasına engel olan bir eksikliği bilmemek ve durumun gerektirdiği özeni gösterse bile bilecek durumda olmamaktır. Tapu siciline güvenerek taşınmaz edinen kişinin korunması (TMK m. 1023) ve yetkisiz kişiden taşınır edinen iyiniyetli kişinin korunması (TMK m. 988) bu ilkenin tipik uygulamalarıdır.

Kanun iyiniyeti karine olarak kabul eder. Karşı taraf, edinenin kötüniyetli olduğunu veya gerekli özeni göstermediğini ispat etmelidir. Ancak durumun gereklerine göre beklenen özeni göstermeyen kişi iyiniyet iddiasında bulunamaz. Örneğin satıcının malik olmadığından şüphelenmeyi gerektiren açık işaretler varken araştırma yapmayan alıcı korunmaz.

Sıkça sorulan sorular

Hâkim TMK 2’yi kendiliğinden uygulayabilir mi?
Evet. Hakkın açıkça kötüye kullanıldığı dosya kapsamından anlaşılıyorsa, taraflar ileri sürmese bile hâkim bu kuralı kendiliğinden dikkate alır.

Şekle aykırı satış sözleşmesinde geçersizlik her zaman ileri sürülebilir mi?
Kural olarak şekle aykırılık geçersizlik sonucunu doğurur. Ancak edimler uzun süre önce karşılıklı ifa edilmişse, geçersizlik iddiası somut olayın özelliklerine göre hakkın kötüye kullanılması sayılabilir. Yukarıda anılan 7. Hukuk Dairesi kararındaki karşı oy yazısı, bu değerlendirmede Yargıtay’ın 30.09.1988 tarihli, E. 1987/2, K. 1988/2 sayılı içtihadı birleştirme kararına da dayanmıştır.

Kiraya verenin kira bedelini her yıl kanun sınırında artırması hakkın kötüye kullanılması mıdır?
Kanunun tanıdığı sınırlar içinde kalan bir artış kural olarak hakkın kötüye kullanılması değildir.

İyiniyetli olduğunu kim ispat eder?
İyiniyet karine olarak var sayılır. Kötüniyet iddia eden taraf bunu ispat etmelidir.

Dava sürecinde

TMK m. 2’ye dayanılacaksa, karşı tarafın önceki davranışlarını, yazışmaları ve edimlerin ne zaman ifa edildiğini gösteren belgeler toplanmalıdır. Kötüye kullanmanın “açık” olması gerektiği unutulmamalıdır.

Mevzuat: 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu.

Bu yazı, 22 Ekim 2026 tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan mevzuata göre hazırlanmıştır. Genel bilgilendirme amaçlıdır; somut durumunuz için hukuki destek alınız.