Hapis cezasının infazı için ceza infaz kurumuna giren kişi, dışarıdaki işlerini çoğu zaman kendisi yürütemez. Kira sözleşmesinin yenilenmesi, bir taşınmazın satışı, bir alacağın takibi ya da açılmış bir davanın sürdürülmesi bunların başında gelir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 407, bu durumdaki hükümlünün kısıtlanmasını ve kendisine vasi atanmasını ya da kayyım atanmasını düzenler.
Madde, 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’la (Resmî Gazete: 12/3/2024) değiştirilmiştir. Değişiklikten önce bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı cezaya hükümlü olan her ergin kişi kısıtlanıyordu. Yeni düzenlemede kısıtlama kural olarak hükümlünün isteğine bağlanmış, isteğe bakılmaksızın kısıtlama ise beş yıl ve daha fazla hapis cezasıyla sınırlı tutulmuştur.
KISA CEVAP
- Kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle ceza infaz kurumunda bulunan ergin kişi, cezanın süresine bakılmaksızın isteği üzerine kısıtlanır veya kendisine kayyım atanır (TMK m. 407).
- Toplam beş yıl veya daha fazla hapis cezası bulunan hükümlü, isteği olmasa da korunması gerekiyorsa kısıtlanabilir.
- Başvuru, hükümlünün infazdan önceki yerleşim yerindeki sulh hukuk mahkemesine yapılır; ceza infaz kurumunun bulunduğu yer yerleşim yeri sayılmaz (Yargıtay 5. HD, E. 2024/6163, K. 2024/10388).
- Kısıtlının fiil ehliyeti yoktur; taşınmaz satışı, kambiyo taahhüdü ve dava açma gibi işlemler ayrıca vesayet makamının iznine bağlıdır (TMK m. 462).
- Vesayet, hapis hâlinin sona ermesiyle kendiliğinden kalkar (TMK m. 471).
TMK m. 407’nin güncel metni
Değişik TMK m. 407 şöyledir:
“Kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanır veya kendisine kayyım atanır. Toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya malvarlığının korunması bakımından gerekli görülmesi hâlinde kısıtlanabilir. Cezayı yerine getirmekle görevli makam hapis cezasının infazına başlandığını derhâl vesayet makamına bildirir. Vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinler. Bu Kanunun kayyımlığa ilişkin hükümleri niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu madde için de uygulanır.”
Kısıtlama, kişinin fiil ehliyetinin, yani kendi işlemleriyle hak edinme ve borç altına girme ehliyetinin mahkeme kararıyla sınırlandırılmasıdır. Kısıtlanan kişiye atanan vasi, onu temsil eder ve malvarlığını yönetir. Kayyım ise kişinin ehliyetini kaldırmadan belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek üzere atanan temsilcidir.
Kısıtlamanın şartları
Maddeye göre kısıtlama için aranan ortak şartlar şunlardır:
- Hapis cezasının kesinleşmiş olması. Tutuklu bulunan, hakkında henüz kesin hüküm bulunmayan kişi bu madde kapsamında değildir.
- Kişinin cezanın infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunması.
- Kişinin ergin olması.
Bu şartlar varken iki ayrı yol söz konusudur:
İstek üzerine kısıtlama veya kayyım atanması
Cezanın süresi ne olursa olsun, hükümlü isterse kısıtlanır ya da kendisine kayyım atanır. Kanun burada “kısıtlanır” ifadesini kullanmıştır. İstek ve şartlar mevcutsa vesayet makamının takdir yetkisi bulunmaz. Hükümlü, ehliyetini tümüyle sınırlayan kısıtlama yerine daha hafif bir tedbir olan kayyım atanmasını da seçebilir.
İsteğe bakılmaksızın kısıtlama
Toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezası bulunan hükümlü, isteği olmasa da kısıtlanabilir. Bunun için kişiliğinin veya malvarlığının korunması bakımından kısıtlamanın gerekli görülmesi aranır. Burada vesayet makamı takdir yetkisine sahiptir. Beş yıllık süre, aynı anda infaz edilen cezaların toplamına göre belirlenir.
Hükümlü her iki yolda da karar verilmeden önce dinlenir. Vesayet makamı, ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüyü bizzat ya da talimat yoluyla dinletir.

Başvuru, yetkili mahkeme ve yargılama
Vesayet makamı ve yetki
Vesayet makamı sulh hukuk mahkemesidir; denetim makamı ise asliye hukuk mahkemesidir (TMK m. 397). Yetki, kısıtlanacak kişinin yerleşim yerindeki vesayet dairelerine aittir (TMK m. 411).
Ceza infaz kurumunun bulunduğu yer, hükümlünün yerleşim yeri sayılmaz. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, TMK m. 407 uyarınca kayyım atanmasına ilişkin bir yetki uyuşmazlığında, nüfus kaydında ceza infaz kurumunun adresi görünse de hükümlünün kuruma girmeden önceki son yerleşim yerindeki sulh hukuk mahkemesini yetkili kabul etmiştir (Yargıtay 5. HD, E. 2024/6163, K. 2024/10388, T. 23/12/2024). Bu nedenle başvuruda hükümlünün infazdan önceki yerleşim yeri esas alınmalıdır.
Başvuru dilekçesi
Hükümlü, isteğini ceza infaz kurumu müdürlüğü aracılığıyla yetkili sulh hukuk mahkemesine dilekçeyle iletebilir. Dilekçede şu hususlara yer verilmesi yararlıdır:
- Kısıtlama mı yoksa kayyım atanması mı istendiği,
- Kesinleşmiş hükmün mahkemesi, esas ve karar numarası ile cezanın toplam süresi,
- İnfazdan önceki yerleşim yeri,
- Vasi ya da kayyım olarak atanması istenen kişinin kimlik ve iletişim bilgileri.
Ekine, varsa ilamın onaylı örneği ve infaz kurumundan alınan durum belgesi konulabilir. Başvuru, çekişmesiz yargı işi niteliğindedir. Başvuruda Harçlar Kanunu’na göre o yıl için belirlenen maktu harç ile tebligat ve yazışma giderleri için gider avansı alınır. Tutarlar her yıl yeniden belirlendiğinden başvuru tarihindeki tarifeye bakılmalıdır.
Vasinin seçimi
Vesayet makamı, görevi yapabilecek yetenekte bir ergini vasi olarak atar (TMK m. 413). Haklı sebepler engel olmadıkça vesayet altına alınacak kişinin gösterdiği kişi vasi atanır (TMK m. 415). Böyle bir öneri yoksa öncelik eşe ve yakın hısımlara tanınır; bu seçimde yerleşim yerlerinin yakınlığı ve kişisel ilişkiler gözetilir (TMK m. 414). Gerektiğinde birden fazla vasi de atanabilir.
Vasi kural olarak iki yıl için atanır ve süre vesayet makamınca ikişer yıl uzatılabilir (TMK m. 456). Vasi, vesayet altındaki kişinin malvarlığından, olanak yoksa Hazineden karşılanmak üzere ücret isteyebilir; ücreti vesayet makamı belirler (TMK m. 457).
Kararın ilanı
Kısıtlama kararı kesinleşince kısıtlının yerleşim yeri ile nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilan edilir. Kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişileri ilandan önce etkilemez (TMK m. 410).
Kısıtlamanın sonuçları
Fiil ehliyeti ve vesayet makamının izni
Kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur (TMK m. 14). Ayırt etme gücüne sahip kısıtlı, yasal temsilcisinin rızası olmadıkça kendi işlemiyle borç altına giremez (TMK m. 16). Bazı önemli işlemler için vasinin kararı da yetmez, ayrıca vesayet makamının izni gerekir. TMK m. 462’de sayılan bu işlemler arasında taşınmaz alım satımı ve rehni, ödünç verme ve alma, kambiyo taahhüdü altına girme, uzun süreli kira sözleşmeleri ile dava açma, sulh olma ve tahkim yer alır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, TMK m. 407 uyarınca vesayet altına alınmış bir hükümlünün kısıtlama kararından sonra düzenlenmiş görünen bonodan sorumlu tutulamayacağını belirtmiştir. Daire, fiil ehliyetinin kamu düzenine ilişkin olduğunu ve mahkemece resen gözetilmesi gerektiğini, kambiyo taahhüdünün ayrıca vesayet makamının iznine bağlı bulunduğunu (TMK m. 462/5) vurgulamıştır (Yargıtay 11. HD, E. 2025/188, K. 2025/4757, T. 02/07/2025).
Davalarda temsil ve tebligat
Kısıtlı hükümlü taraf olduğu davalarda vasisi aracılığıyla temsil edilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, kısıtlı ve hükümlü olan davacıya kararın ceza infaz kurumu aracılığıyla tebliğ edildiği ve temyiz dilekçesini kendisinin verdiği bir dosyada incelemeyi bekletmiştir. Kurul, vasilere kanuni süre içinde ayrıca temyiz edebileceklerinin, bu hakkı kullanmazlarsa kısıtlının temyizine icazet vermiş sayılacaklarının ve temyizi kabul etmiyorlarsa bunu açıkça bildirmeleri gerektiğinin ihtar edilmesi için dosyayı Özel Daireye geri çevirmiştir (Yargıtay HGK, E. 2025/670, K. 2025/923, T. 25/12/2025). Bu karar, kısıtlı hükümlünün yaptığı usul işlemlerinin geçerliliğinin vasinin onamasına bağlı olduğunu göstermektedir.
Kayyım atanmasının farkı
Hükümlüye yalnızca kayyım atanmışsa kişi kısıtlanmış olmaz. TMK m. 407’nin son cümlesi uyarınca kayyımlığa ilişkin hükümler niteliğine uygun düştüğü ölçüde uygulanır. Kayyım, kendisine verilen yetki çerçevesinde işleri yürütür; hükümlünün fiil ehliyeti ise devam eder. Bu nedenle belirli bir işin görülmesi veya malvarlığının yönetimi yeterliyse kayyım yolu, kısıtlamaya göre daha sınırlı bir müdahaledir.
TCK m. 53’teki hak yoksunluğundan farkı
TMK m. 407 ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) m. 53 sık karıştırılır. TCK m. 53/1-c uyarınca kasten işlenen suçtan hapis cezasına mahkûm olan kişi, kanuni sonuç olarak velayet hakkından ve vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksun bırakılır. Bu yoksunluk, hükümlünün başkasına vasi olmasını ve çocukları üzerindeki velayeti kullanmasını engeller; hükümlünün kendisinin kısıtlanması sonucunu doğurmaz.
TCK m. 53/3’e göre hapis cezası ertelenen, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri bakımından bu yoksunluk uygulanmaz. TMK m. 407 ise hükümlünün kendi işlerinin yürütülmesine ilişkin bir koruma tedbiridir ve ancak ceza infaz kurumunda bulunulan süre için söz konusudur.
Vesayetin sona ermesi
Özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkûmiyet sebebiyle kısıtlanan kişi üzerindeki vesayet, hapis hâlinin hukuka uygun biçimde sona ermesiyle kendiliğinden kalkar (TMK m. 471). Hükümlü ceza infaz kurumunda bulunmaya devam ederken de vesayet şu hâllerde sona erdirilebilir:
- Toplam beş yıldan az hapis cezası nedeniyle verilen kısıtlama kararlarında kişinin istemde bulunması,
- Toplam beş yıl veya daha fazla hapis cezası nedeniyle verilen kısıtlama kararlarında, kişinin talebi üzerine kişiliğinin veya malvarlığının korunması sebebinin ortadan kalktığının anlaşılması.
Vesayet kendiliğinden kalksa da vasinin görev süresine ilişkin hesabını vermesi ve nüfus kaydındaki kısıtlılık bilgisinin güncellenmesi için vesayet makamına başvurulması uygulamada gereklidir. 7499 sayılı Kanun’dan önce bir yıl veya daha uzun süreli ceza nedeniyle kısıtlanmış ve beş yıldan az cezası bulunan hükümlüler bakımından, TMK m. 471’deki istem yolu vesayetin kaldırılması için kullanılabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Tutuklu bir kişiye vasi atanabilir mi?
TMK m. 407, kesinleşmiş hapis cezasının infazı için ceza infaz kurumunda bulunmayı arar. Tutukluluk bu kapsamda değildir. Tutuklu kişi, işlerinin görülmesi için vekâletname verebilir; şartları varsa TMK’nın genel kayyımlık hükümlerine başvurulabilir.
Hükümlünün ailesi kısıtlama isteyebilir mi?
Beş yıldan az cezalarda kısıtlama hükümlünün isteğine bağlıdır; aile bireyleri onun yerine bu isteği ileri süremez. Beş yıl ve üzeri cezalarda vesayet makamı, infaz makamının bildirimi üzerine kişinin korunması gerekip gerekmediğini değerlendirir ve karar vermeden önce hükümlüyü dinler.
Kısıtlanan hükümlü vekâletname verebilir mi?
Kısıtlı kişinin fiil ehliyeti bulunmadığından, vekâlet sözleşmesi de dâhil olmak üzere borç doğuran işlemleri vasinin rızasına bağlıdır. Kısıtlamadan önce verilmiş vekâletnamelerin durumu ise ayrıca incelenmelidir.
Vasi, hükümlünün taşınmazını satabilir mi?
Taşınmaz satışı TMK m. 462/1 uyarınca vesayet makamının iznine bağlıdır. Vasi, satışın gerekçesini ve bedelin uygunluğunu göstererek sulh hukuk mahkemesinden izin almalıdır.
Sonuç
Değişik TMK m. 407’ye göre kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle ceza infaz kurumunda bulunan ergin kişi, isteği üzerine kısıtlanır veya kendisine kayyım atanır. Toplam cezası beş yıl ve üzerinde olan hükümlü ise isteği olmasa da korunması gerekiyorsa kısıtlanabilir. Başvuru, hükümlünün infazdan önceki yerleşim yerindeki sulh hukuk mahkemesine yapılır; vesayet, hapis hâlinin sona ermesiyle kendiliğinden kalkar. Somut duruma ilişkin değerlendirme için büromuzla iletişime geçilebilir.
Mevzuat: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu.
Bu yazı, 16 Ekim 2026 tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan mevzuata göre hazırlanmıştır. Genel bilgilendirme amaçlıdır; somut durumunuz için hukuki destek alınız.
