Türk hukukunda dört temel nafaka vardır: boşanma davası sürerken bağlanan tedbir nafakası, boşanmadan sonra yoksulluğa düşen eşe ödenen yoksulluk nafakası, ortak çocuk için ödenen iştirak nafakası ve yoksul akrabaya ödenen yardım nafakası. Hepsi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda (TMK) düzenlenir. Bir kez bağlanan nafaka sabit kalmaz: tarafların gelirleri değişirse artırılabilir ya da azaltılabilir, kanunda sayılan hâllerde tamamen kalkar (TMK m. 176, m. 331). Ödenmeyen nafaka için icra takibi yapılabilir ve borçlu hakkında tazyik hapsi istenebilir (2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, İİK m. 344).
KISA CEVAP
- Tedbir nafakası dava süresince (TMK m. 169), yoksulluk nafakası boşanmadan sonra eşe (TMK m. 175), iştirak nafakası çocuğa (TMK m. 182), yardım nafakası yoksul akrabaya (TMK m. 364) ödenir.
- Tarafların malî durumu değişirse ya da hakkaniyet gerektirirse nafaka artırılır veya azaltılır (TMK m. 176/4, m. 331).
- Alacaklı yeniden evlenirse veya taraflardan biri ölürse yoksulluk nafakası kendiliğinden kalkar. Fiilen evliymiş gibi yaşama, yoksulluğun sona ermesi ve haysiyetsiz hayat hâllerinde ise mahkeme kararıyla kaldırılır (TMK m. 176/3).
- Anayasa Mahkemesi, TMK m. 175’teki “süresiz olarak” ibaresini iptal etti. Karar 30 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı ve yayımdan dokuz ay sonra yürürlüğe girecek. O güne kadar madde bugünkü hâliyle uygulanır.
1. Kanun Metni
TMK m. 169
“Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.”
TMK m. 175
“Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.”
TMK m. 176
“Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.”
TMK m. 182
“Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. (Ek ikinci fıkra:24/11/2021-7343/37 md.) Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder. Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.”
TMK m. 331
“Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.”
TMK m. 364
“Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır. Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.”
2. Nafaka Türleri

Nafakanın türünü bilmek, kimin isteyebileceğini, ne zaman sona ereceğini ve hangi maddeye göre değiştirileceğini belirler. Dört türün farkı kısaca şöyledir:
| Tür | Kim alır | Ne zaman | Dayanak |
|---|---|---|---|
| Tedbir nafakası | Eş ve ortak çocuk | Boşanma veya ayrılık davası sürerken | TMK m. 169 |
| Yoksulluk nafakası | Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eş | Boşanma kesinleştikten sonra | TMK m. 175 |
| İştirak nafakası | Velayeti diğer ebeveyne verilen çocuk | Boşanma kesinleştikten sonra | TMK m. 182 |
| Yardım nafakası | Yoksulluğa düşecek üstsoy, altsoy, kardeş | Evlilikten bağımsız, her zaman | TMK m. 364 |
Tedbir nafakası
Boşanma davası açılınca hâkim, eşlerin ve çocukların geçimi için geçici önlemleri kendiliğinden alır (TMK m. 169). Eşlerden birinin geliri yoksa ya da düşükse dava boyunca ona ve çocuklara aylık tedbir nafakası bağlanır. Bu nafakada kusur araştırılmaz, çünkü kusur ancak yargılamanın sonunda belli olur. Tedbir nafakası boşanma kararı kesinleşinceye kadar sürer. Kesinleşmeyle birlikte eş için yoksulluk nafakasına, çocuk için iştirak nafakasına dönüşebilir; bunun için mahkemenin hükümde ayrıca karar vermesi gerekir.
Yoksulluk nafakası
Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eş, kusuru diğer eşten daha ağır değilse yoksulluk nafakası isteyebilir (TMK m. 175). Nafaka ödeyecek eşin kusurlu olması şart değildir; tamamen kusursuz eş de nafaka ödemekle yükümlü tutulabilir. Miktarı belirlerken mahkeme iki şeye bakar: isteyen eşin geçimi için neye ihtiyacı olduğu ve ödeyecek eşin malî gücü. Nafaka genellikle aylık irat olarak bağlanır; toptan ödeme de mümkündür (TMK m. 176/1).
Yoksulluk nafakası boşanma davasında istenmemişse sonradan ayrı bir davayla istenebilir. Boşanmadan doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde zamanaşımına uğrar (TMK m. 178).
İştirak nafakası
Velayet kendisine verilmeyen anne ya da baba, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır (TMK m. 182). Bu katılım payına iştirak nafakası denir. Para çocuğun velayetini kullanan ebeveyne ödenir, ama hak çocuğundur. Miktarı belirlerken çocuğun ihtiyaçları ile anne ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri birlikte gözetilir (TMK m. 330). İştirak nafakası kural olarak çocuk ergin olunca sona erer. Ergin olduktan sonra eğitimi süren çocuk, eğitimi bitinceye kadar ana ve babasından bakım isteyebilir (TMK m. 328/2); bu talep çocuğun kendisi tarafından ayrı bir davayla ileri sürülür.
Yardım nafakası
Yardım nafakası evlilikle ilgili değildir. Yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan anne, baba, büyükanne, büyükbaba, çocuk, torun ve kardeşler, akrabalarından nafaka isteyebilir (TMK m. 364). Kardeşlerin yükümlülüğü daha dardır: kardeş ancak refah içindeyse nafaka öder. Yaşlı ve geliri olmayan bir annenin çocuklarına karşı açtığı dava, bu türün en sık görülen örneğidir.
3. Nafakanın Artırılması ve Azaltılması
Kesinleşmiş bir nafaka kararı, şartlar değişince yeniden ele alınabilir. Yoksulluk nafakası için dayanak TMK m. 176/4’tür: tarafların malî durumları değişirse ya da hakkaniyet gerektirirse nafaka artırılır veya azaltılır. İştirak nafakası ve yardım nafakası için de TMK m. 331 uygulanır: durum değişince hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler.
Artırım davasında sık ileri sürülen sebepler şunlardır:
- Nafaka ödeyen tarafın gelirinin belirgin biçimde artması (terfi, yeni iş, miras).
- Çocuğun büyümesiyle okul, sağlık ve barınma giderlerinin yükselmesi.
- Enflasyon karşısında eski miktarın alım gücünü yitirmesi.
Azaltma davasında ise nafaka borçlusu işini kaybettiğini, gelirinin düştüğünü ya da yeni bakım yükleri üstlendiğini ileri sürer. Gelir düşüşünün gerçek olması gerekir. Mahkeme, tarafların gelirlerini, mal varlıklarını ve giderlerini sosyal ve ekonomik durum araştırmasıyla tespit eder.
Mahkeme nafakayı belirlerken her yıl belirli bir endeks oranında (ör. TÜİK’in açıkladığı ÜFE ya da TÜFE) artmasına da karar verebilir. Kararda böyle bir artış öngörülmüşse nafaka her yıl kendiliğinden güncellenir. Öngörülmemişse artış ancak dava yoluyla sağlanır. Endeksli artış, miktarın günün koşullarına göre yeniden belirlenmesini istemeye engel değildir.
Artırım, azaltma ve kaldırma davaları aile mahkemesinde görülür; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde davaya asliye hukuk mahkemesi bakar. Yeni miktarın hangi tarihten itibaren uygulanacağını mahkeme kararında gösterir. Karar verilinceye kadar eski karardaki miktar ödenir.
4. Nafakanın Kaldırılması
TMK m. 176/3, yoksulluk nafakasının sona ermesini iki gruba ayırır.
Kendiliğinden sona erme
Nafaka alacaklısı yeniden evlenirse ya da taraflardan biri ölürse nafaka kendiliğinden kalkar. Dava açmaya gerek yoktur. Hakkında icra takibi bulunan borçlu, alacaklının evlendiğini nüfus kaydıyla icra dairesine bildirmelidir.
Mahkeme kararıyla kaldırma
Aşağıdaki üç durumda nafaka borçlusu dava açmalıdır. Mahkeme kaldırma kararı verinceye kadar nafaka borcu devam eder.
- Fiilen evliymiş gibi yaşama: Alacaklının resmî nikâh olmadan başka biriyle evli bir çift gibi ortak hayat kurması. Ara sıra görüşmek ya da duygusal bir ilişki yaşamak yetmez; ortak bir yaşamın varlığı tanık, adres kaydı, fotoğraf gibi somut delillerle ispat edilmelidir.
- Yoksulluğun ortadan kalkması: Alacaklının düzenli bir işe girmesi, emekli olması, mirasla ya da başka yolla geçimini sağlayacak gelire kavuşması. Mahkeme, elde edilen gelirin kişiyi yoksulluktan kurtarıp kurtarmadığına bakar.
- Haysiyetsiz hayat: Alacaklının toplumun genel ahlak anlayışıyla bağdaşmayan bir yaşam sürmesi. Bu sebep dar yorumlanır ve somut olgularla ispat edilmelidir.
İştirak nafakası, velayetin nafaka ödeyen ebeveyne geçmesiyle ya da çocuğun ergin olmasıyla sona erer. Yardım nafakası ise alacaklının yoksulluğu bittiğinde veya borçlunun ödeme gücü kalmadığında TMK m. 331’e göre kaldırılabilir.
5. Süresiz Yoksulluk Nafakası ve Anayasa Mahkemesi Kararı
TMK m. 175, yoksulluk nafakasının “süresiz olarak” isteneceğini söyler. Uygulamada bu ifade, nafakanın kanunda sayılan bir sona erme sebebi gerçekleşinceye kadar ödenmesi anlamına geliyordu; hâkim, evliliğin süresine ya da alacaklının yaşına bakarak nafakaya bir bitiş tarihi koyamıyordu.
Anayasa Mahkemesi, Antalya 12. Aile Mahkemesinin itiraz başvurusu üzerine verdiği 4 Haziran 2026 tarihli, E. 2025/156, K. 2026/131 sayılı kararla TMK m. 175’in birinci fıkrasındaki “süresiz olarak” ibaresini Anayasa’nın 2., 5. ve 17. maddelerine aykırı bularak iptal etti. İptal oyçokluğuyla, iptal hükmünün ertelenmesi oybirliğiyle kararlaştırıldı. Karar 30 Eylül 2026 tarihli ve 33386 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı. İptal hükmü, yayımdan dokuz ay sonra yürürlüğe girecek.
Bu kararın bugün için anlamı şudur:
- Dokuz aylık süre dolana kadar TMK m. 175 bugünkü metniyle yürürlükte kalır; mahkemeler bu süre içinde de maddeyi uygulamaya devam eder.
- Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez (Anayasa m. 153/5). Daha önce verilmiş ve kesinleşmiş nafaka kararları, yalnızca bu iptal kararı yüzünden kendiliğinden ortadan kalkmaz.
- Erteleme süresi, kanun koyucunun yeni bir düzenleme yapabilmesi için tanındı. Yeni düzenlemenin içeriği (nafakaya süre sınırı konup konmayacağı, sürenin neye göre belirleneceği, mevcut kararlara ve derdest davalara nasıl uygulanacağı) bu yazının hazırlandığı Ekim 2026’da belli değildir. Düzenleme yapıldığında bu bölüm güncellenecektir.
Ödediği nafakayı bu karara dayanarak hemen kesen borçlu, icra takibi ve tazyik hapsi riskiyle karşılaşır. Nafakayı kaldırmak isteyen kişi, bugün için TMK m. 176/3’teki sebeplerden birine dayanarak dava açmalıdır.
6. Nafaka Ödenmezse Ne Olur?
Nafaka kararı bir ilamdır. Alacaklı, ödenmeyen aylar için icra dairesinde ilamlı takip başlatabilir. Takip kesinleşince borçlunun maaşına, banka hesabına ve mallarına haciz konabilir.
İcra takibinin yanında İİK m. 344’teki tazyik hapsi yolu vardır. Nafaka kararının gereğini yerine getirmeyen borçlu hakkında alacaklının şikâyeti üzerine icra ceza mahkemesi üç aya kadar tazyik hapsine karar verebilir. Tazyik hapsinin amacı borçluyu ödemeye zorlamaktır; borçlu birikmiş nafakayı öderse tahliye edilir. Şikâyet, İİK m. 347’deki sürelere bağlıdır. Süre kaçırılırsa tazyik hapsi istenemez, ama birikmiş nafaka icra yoluyla istenmeye devam edebilir.
Ödeme gücü düşen borçlu, ödemeyi kendi başına kesmek yerine azaltma ya da kaldırma davası açmalıdır. Dava açılmış olması, karar verilinceye kadar mevcut nafakayı ödeme borcunu ortadan kaldırmaz.
7. Yargıtay Kararları
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/10739, K. 2026/2494, T. 04.03.2026
(…) gereği düşünüldü: 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı erkeğin tüm, davacı kadının ise aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Davacı kadın tarafından, taraflar arasındaki anlaşmalı boşanma davası sonucu hükmedilen iştirak nafakasının artırılması, kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi ve eğitim giderlerine ilişkin hükmün uyarlanması talebiyle açılan davanın yapılan yargılaması sonucunda İlk Derece Mahkemesince davacı kadının iştirak nafakasının artırılması talebinin kabulüne, kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi ve eğitim giderlerine ilişkin protokolün uyarlanması talebinin ise reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince iştirak nafakasının miktarı yönünden tarafların istinaf itirazlarının esastan reddine, çocuğun eğitim giderlerine ilişkin hükmün uyarlanmasına yönelik istinaf talebinin İlk Derece Mahkemesi gerekçesinin düzeltilmesi suretiyle reddine, kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesine yönelik istinaf itirazının ise kabulüyle bu yöne ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulması suretiyle baba ile çocuk arasında daha uygun süreler ile kişisel ilişki kurulmasına karar verilmiştir. Karar taraf vekillerince yukarıda gösterilen şekilde temyiz edilmiştir.
3-Dosyanın yapılan incelemesinde; davacı kadın vekili, velayeti kendisine verilen ortak çocuk yararına aylık 1.000,00 TL olarak hükmedilen iştirak nafakasının aylık 3.000,00 TL’ye yükseltilmesini dava etmiş, 20.02.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile de iştirak nafakasının aylık 5.000,00 TL olarak belirlenmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda ortak çocuk yararına aylık 3.000,00 TL iştirak nafakasına hükmedilmiştir. Taraflarca iştirak nafakasına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu neticesinde Bölge Adliye Mahkemesince tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince kadın vekilinin istinaf itirazı yönünden, iştirak nafakasının niteliği itibariyle bölünebilir bir alacak olmadığından ıslah yoluyla artırılamayacağı ve kısmi davaya konu olamayacağı, bu nedenle dava dilekçesindeki taleple bağlı kalınarak hüküm kurulmasının isabetli olduğu gerekçesiyle kadın vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise de; taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir. Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir (6100 sayılı Kanun md. 176/1-2). Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir (6100 sayılı Kanun md. 177/3). Öte yandan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre, kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir. Çocuğun üstün yararını belirlerken onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Anne ve babanın yararları, ahlâki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 2 nci ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3 üncü ve 6 ncı maddeleri idrak çağındaki çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşlerinin alınması ve görüşlerine gereken önemin verilmesini öngörmektedir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşlerinin aksine de karar verilmesi mümkündür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.11.2022 tarihli ve 2020/2-4 52… /1595 karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, “(…) ana babanın bakım yükümünün doğal sonucu olan iştirak nafakası, çocuğun korunmasına yönelik olup, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenledir ki hâkim talep bulunmasa dahi kendiliğinden iştirak nafakasına hükmetmelidir.(…)” İştirak nafakasının, çocuğun üstün yararı ve korunmasına ilişkin olması sebebiyle bu hakkın kamu düzenini yakından ilgilendirmesi ve gerek ulusal gerekse uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış bulunması karşısında, nafaka miktarının yargılama sırasında artırılmasına yönelik taleplerin, usule ilişkin kurallar yanlış yorumlanarak çocuğun üstün yararına aykırı karar verilmesi, Anayasa’nın 36. ve 41. maddeleri ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırılık teşkil eder. Ayrıca, iştirak nafakası miktarı çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir (TMK m.330). Boşanmakla birbirlerinden ayrılan ve adeta iki yabancı haline gelebilen ana ve babanın, birbirlerinin hayat koşullarını, ekonomik durumlarını ve ödeme güçlerini her zaman için önceden tam olarak bilmeleri beklenemez. Dolayısıyla nafaka yükümlüsünün hayat koşulları, ekonomik ve ödeme gücü ancak yargılama sürecinde tam olarak belirlenebilir. Bu nedenle, yargılama aşamasında toplanan delillerle belirlenen duruma göre, zamanında karşılanması gereken çocuğun ihtiyaçları ve uzun zaman alan yargılama süreci de dikkate alındığında, iştirak nafakası miktarına ilişkin istemin ıslah yoluyla güncellenmesi gayet doğal ve çocuğun üstün yararına uygundur. Aksi düşünce, bir dava bitmeden yeni bir nafaka artırım davasının açılmasına sebebiyet verir ki, bu durum usul ekonomisine aykırı olup, çocuğun bakım ve eğitimi için gerekli ve zorunlu olan nafakaya zamanında ulaşılmasına da engel olacaktır. Bu sebeple de ıslah sisteminin kabul edilmemesi iştirak nafakasının niteliği ve çocuğun üstün yararına aykırılık teşkil eder. Bu durumda, bağımsız olarak açılan nafaka davasında, iştirak nafakasının ıslah yoluyla artırılabileceğinin kabul edilmemesi doğru değildir. Bu durumda, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre ortak çocuk 2019 doğumlu … yararına takdir edilen iştirak nafakası azdır. Mahkemece ıslah tarihinden önce dava dilekçesindeki talep edilen miktarların, ıslahtan sonra ise ıslah dilekçesindeki miktarların dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
4. Diğer yandan, Türk Medeni Kanunu’nun 182/2. maddesi uyarınca iştirak nafakası, velayet kendisine verilmeyen anne veya babanın, çocuğun bakım, eğitim ve yetiştirilme giderlerine ekonomik gücü oranında katılmasını sağlayan bir yükümlülüktür. Velayet kendisine bırakılmayan eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. İştirak nafakasının kapsamına yalnızca çocuğun temel bakım giderleri değil; yiyecek, giyecek, barınma, sağlık, dinlenme, eğitim, öğretim, harçlık, ulaşım, sosyal ve kültürel ihtiyaçlar ile çocuğun yaşı, eğitim dönemi ve gelişim seviyesine göre ortaya çıkan diğer zorunlu giderler de dahildir. Bu nedenle okul ücreti ve eğitim giderleri iştirak nafakasından ayrı ve bağımsız bir yükümlülük değil, iştirak nafakasının içinde değerlendirilmesi gereken giderlerdir. Velayet kendisine verilmeyen ebeveyn bakımından “okul ücreti” veya “eğitim gideri” adı altında sınırları belirsiz, infazda tereddüt yaratabilecek ve taraflar arasında yeni uyuşmazlıklara yol açabilecek ayrıca bir ödeme yükümlülüğü kurulmasını isabetli değildir. Bunun yerine, çocuğun eğitim giderleri de dahil olmak üzere tüm ihtiyaçları, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, gelirleri, çocuğun yaşı, devam ettiği okul, eğitim dönemi ve belgelendirilebilen giderler birlikte değerlendirilerek iştirak nafakası belirlenmelidir. Tarafların ekonomik durumunda, çocuğun ihtiyaçlarında veya eğitim giderlerinde değişiklik meydana gelmesi hâlinde ise TMK m. 331 gereğince iştirak nafakasının artırılması, azaltılması, kaldırılması veya eğitim giderlerini de kapsayacak şekilde yeniden belirlenmesi her zaman için mümkündür ( Bu konularda Dairemizin 04.04.2018 tarih, E: 2017/938 – K: 2018/4539, 15.04.2025 tarih ve E: 2024/766 – K: 2025/37 15… .04.2024 tarih, E: 2024/1044, K: 2024/2256 sayılı kararları emsal niteliktedir). Somut olayda davacı kadın dava dilekçesi ile tarafların anlaşmalı boşanmalarına ilişkin karar ile onaylanan protokolde yer alan düzenlemede müşterek çocuğun eğitim giderlerinin belirli dönemle sınırlı olarak baba tarafından karşılanması şeklinde düzenlendiğini, bu sürenin sona ermesinden sonra eğitim giderlerinin tarafların maddi durumlarına göre ortak karşılanmasının öngörüldüğünü, ancak müşterek çocuğun artan ihtiyaçları ve eğitim hayatının devam etmesi nedeniyle bu düzenlemenin yetersiz kaldığını ileri sürülerek müşterek çocuğun eğitim giderlerinin eğitim hayatı sona erinceye kadar davalı baba tarafından karşılanacak şekilde yeniden düzenlenmesini talep etmiştir. Olayları anlatmak taraflara hukuki nitelendirmeyi yapmak hâkime aittir. Kadının dava dilekçesi bir bütün olarak ele alındığında, iştirak nafakası kapsamının eğitim giderlerini de içerecek şekilde yeniden belirlenmesinin zorunlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeple, anlaşmalı boşanma protokolünde ayrı bir yükümlülük olarak belirlenen eğitim giderlerinin de iştirak nafakası kapsamına alınarak davalı baba yönünden iştirak nafakası adı altında tek bir yükümlülük belirlemek gerekmektedir. Davacının talebinin, protokolde ayrı olarak düzenlenen eğitim giderlerinin, iştirak nafakası kapsamında değerlendirilip çocuğun üstün yararı gözetilerek yeniden belirlenmesine yönelik olduğu anlaşılmakta olup uyuşmazlığın bu çerçevede ele alınması gerekmektedir. Bu durumda Mahkemece; hâkimin davayı aydınlatma ödevi (HMK m. 31) gereğince protokolde düzenlenen eğitim giderlerinin kapsamının hangi gider kalemlerini içerdiğinin ve talep miktarının açıklattırılması, tarafların güncel ekonomik ve sosyal durumlarının araştırılması, müşterek çocuğun yaşı, eğitim durumu ve ihtiyaçları göz önünde bulundurularak taraflarca sunulan veya ilgili kurumlardan temin edilecek eğitim giderlerine ilişkin belge ve kayıtların dosyaya alınması, gerekli görülmesi halinde uzman bilirkişiden rapor alınarak çocuğun eğitim giderlerinin tespiti ile iştirak nafakası olarak talep edilen miktar ve eğitim gideri olarak talep edilecek miktar bir bütün olarak değerlendirilerek iştirak nafakasının eğitim giderlerini de kapsayacak ve infazda tereddüt yaratmayacak şekilde yeniden belirlenip uygun miktarda iştirak nafakasına hükmedilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
KARAR 1.Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacı kadın vekilinin, nafakaya uygulanacak ÜFE artışına dava tarihinden itibaren hükmedilmemesine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 2.Davalı erkek vekilinin tüm, davacı kadın vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden …’a yükletilmesine, Peşin alınan harcın istek halinde yatıran …’a iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.03.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI Her ne kadar İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 56. Hukuk Dairesinin 14.10.2025 tarih ve 2024/1202 Esas, 2025/1446 Karar sayılı ilamının, mevcut taleplerden iştirak nafakasının artırılması talebi yönünden davacı tarafça yapılan ıslahın geçerli kabul edilmesi ve ıslah dilekçesi içeriğine göre artırım talebinin değerlendirilerek karar verilmesi gerektiği yönünde dairemiz heyet üyelerinin çoğunluğu tarafından bozma kararı verilmiş ise de, bu yönüyle bozma kararı yerinde değildir. Şöyle ki; iştirak nafakasının artırılması talebi, niteliği itibarıyla çocuk için daha önce bağlanan ve kesinleşen iştirak nafakası miktarının, geçen süre dikkate alınarak dava tarihi itibarıyla artırım yoluyla yeniden belirlenmesine ilişkin olup, belirlenebilir niteliktedir. Başka bir ifadeyle, artırım talebinde bulunan davacı taraf, dava tarihi itibarıyla mevcut iştirak nafakasının hangi miktarda artırılmasını talep edeceğini bilebilecek durumdadır; esasen bunu bilmesi de gerekir. Çünkü bu talep, bölünebilir yahut kısmi davaya konu edilebilir bir talep değildir. Nitekim Bölge Adliye Mahkemesinin karar gerekçesinde de açıkça belirtildiği üzere, Hukuk Genel Kurulunun 07.11.2019 tarih ve 2018/3-564 Esas, 2019/1150 Karar sayılı ilamında bu hususlar açıkça belirtilmiş; sonuç itibarıyla “nafaka bağlanması ve artırım” taleplerine konu olan davalarda, talebin bölünemez ve kısmi davaya konu yapılamaz niteliği gereğince, yargılama sürecinde “ıslah yolu ile” artırılamayacağı yönünde oy birliği ile karar verilmiştir. Gerek anılan karar içeriğinde belirtilen usuller gerekse yukarıda tarafımızca açıklanan diğer nedenler gereğince, “iştirak nafakasının artırılması” davası yönünden ıslah müessesesinin geçerli ve uygulanabilir olma özelliğinin bulunmaması karşısında, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu yönüyle doğru olduğu gözetilerek kararın onanmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle değerli çoğunluğun hükmün bozulması yönündeki görüşüne katılmıyoruz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2020/1980, K. 2020/3397, T. 29.06.2020
2. Hukuk Dairesi 2020/1980 E. , 2020/3397 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Yoksulluk Nafakasının Kaldırılması – İndirilmesi Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı, davalı ile 2017 yılında TMK 166/3. maddesi hükmü gereği boşandıklarını, protokol uyarınca mahkemece davalıya aylık 8.000 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiğini, ancak davalı kadının dava dışı … isimli şahısla evliymiş gibi fiilen birlikte yaşadığını, boşanma davasından sonra kendisinin ekonomik durumunda meydana gelen olumsuz değişiklikler sonucu nafakayı ödeyemeyecek duruma geldiğini ileri sürerek daha evvel hükmedilen aylık 8.000 TL yoksulluk nafakasının kaldırılmasını, aksi kanaatte olunması halinde azaltılmasını talep ve dava etmiştir.
Mahkemece; dava ile dava dışı … isimli şahsın davalının çocukları ile birlikte yaşadığı ikamette olmasa da farklı yerlerde sık sık bir araya gelip birlikte zaman geçirdiği ve fiili olarak evliymiş gibi bir yaşam sürdüğünün anlaşılması sebebiyle yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmiş, hüküm davalı kadın tarafından istinaf edilmiştir. Bölge adliye mahkemesi ilgili hukuk dairesi tarafından, tanıklarca doğrulanan sosyal medya paylaşımları, muhtelif otel kayıtları ve sıklığı, otele giriş/çıkış gün ve saatleri, fotoğraflar, aralarında bir kısım davalı tanıklarının da bulunduğu tanıkların görgüye dayalı somut beyanları, birlikte Kıbrıs’a tatile gitmeleri dikkate alındığında, davalı ile dava dışı … isimli şahsın ilişkisinin fiilen evliymiş gibi yaşandığına dair kabule yeterli ve elverişli olduğundan davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmiştir.
TMK’nun 176/3. maddesi uyarınca; irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın birlikte fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır. TMK’nın 176/4. maddesinde; “Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir” düzenlemesi bulunmaktadır. TMK’nın 331. maddesi uyarınca da; durumun değişmesi halinde hakim nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırabilir. Anılan yasal düzenlemeye göre, iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu sağlaması gerekmektedir. Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir. Ancak, sözleşme ile kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın, yasada aranan şartlar gerçekleşmeden tamamen kaldırılmasını ya da indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arz eder. Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü üstlenen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması veya azaltılması yönünde talepte bulunması da iyi niyet ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz. Ancak, Türk Borçlar Kanunu’nun 26. ve 27. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmelerde, edimler arasındaki denge umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa, sözleşme koşulları değişen koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye hakimin müdahalesi gerekebilir. O nedenle, işlem temelinin çökmesi veya tarafların mali durumlarının değişmesi irat şeklinde ödenmesine karar verilen nafakanın kaldırılmasını veya yeniden belirlenmesini gerektirebilir.
Somut olayda taraflar TMK 166/3 maddesi gereği 2017 yılında boşanmışlar, davalı kadın lehine aylık 8.000 TL yoksulluk nafakasına hükmedilmiş ve karar kesinleşmiştir. Nafaka alacaklısının, evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluk nafakasının kaldırılması sebebidir (TMK m.176/2). Bu düzenlemeye göre, yoksulluk nafakasının kaldırılması için, aynen evlilik gibi ortak bir hayat kurularak, fiilen birlikte yaşamak gerektiği açıkça belirtilmiştir. Somut olayda ise, dosyadaki tüm deliller bir arada değerlendirildiğinde, davalının davacıdan boşandıktan sonra başka bir şahıs ile “Evlenme olmaksızın fiilen birlikte yaşadığına” dair somut, inandırıcı delil bulunmadığı, yoksulluk nafakasının indirilmesi için yasanın aradığı koşulların da oluşmadığı anlaşıldığından, davanın reddi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu davanın kabulü yönünden hüküm kurulması doğru bulunmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda gösterilen sebeple temyize konu bölge adliye mahkemesinin kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oyçokluğuyla karar verildi. 29.06.2020 (Pzt.)
KARŞI OY YAZISI Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına, karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
8. Sıkça Sorulan Sorular
Anayasa Mahkemesi kararından sonra ödediğim yoksulluk nafakası kendiliğinden biter mi?
Hayır. İptal hükmü 30 Eylül 2026’daki yayımdan dokuz ay sonra yürürlüğe girer ve geriye yürümez (Anayasa m. 153/5). Mevcut kararlar kendiliğinden kalkmaz. Nafakayı kaldırmak için bugün TMK m. 176/3’teki sebeplerden birine dayanan bir dava açmak gerekir.
Eski eşim biriyle birlikte yaşıyor, nafakayı kesebilir miyim?
Kendiliğinden kesemezsiniz. Fiilen evliymiş gibi yaşama mahkeme kararıyla kaldırma sebebidir (TMK m. 176/3). Aile mahkemesinde dava açıp ortak hayatı somut delillerle ispat etmeniz gerekir. Karar çıkana kadar ödemeye devam etmezseniz icra takibi ve tazyik hapsiyle karşılaşabilirsiniz.
İşimi kaybettim, nafakayı azaltabilir miyim?
Malî durumunuzdaki gerçek bir değişiklik, azaltma davasının sebebidir (TMK m. 176/4, m. 331). Azaltma kararı verilinceye kadar mevcut miktarı ödemekle yükümlüsünüz. Mahkeme gelirinizi ve giderlerinizi araştırır; gelirinizi kasten düşürdüğünüz anlaşılırsa talebiniz reddedilebilir.
Çocuğum için ödenen nafaka yetmiyor, ne yapabilirim?
İştirak nafakasının artırılması için aile mahkemesinde dava açabilirsiniz (TMK m. 331). Çocuğun güncel giderlerini (okul, sağlık, kira payı) belgeleyin. Kararda yıllık endeks artışı yoksa bunun da hükme bağlanmasını isteyebilirsiniz.
Nafaka ödenmezse borçlu hapse girer mi?
Alacaklının şikâyeti üzerine icra ceza mahkemesi borçlu hakkında üç aya kadar tazyik hapsine karar verebilir (İİK m. 344). Borçlu birikmiş nafakayı öderse tahliye edilir. Şikâyet İİK m. 347’deki sürelere bağlıdır.
Annem veya babam benden nafaka isteyebilir mi?
Evet. Yardım etmediğiniz takdirde yoksulluğa düşecek olan anne ve babanız sizden yardım nafakası isteyebilir (TMK m. 364). Miktar, onların geçim ihtiyacına ve sizin ödeme gücünüze göre belirlenir.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır. Dosyanıza özgü değerlendirme için bize 0552 203 09 69 numaralı telefondan veya WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz.
İlgili yazılar: Çekişmeli Boşanma Davası Nasıl Açılır, Ne Kadar Sürer?, Velayet Davası ve Velayetin Değiştirilmesi, Anlaşmalı Boşanma Şartları ve Protokolde Yer Alması Gerekenler. Kanunun güncel metni: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (mevzuat.gov.tr).
