Adli Kontrol Kararı: Şartlar, Yükümlülükler, Süre ve İtiraz

Adli kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmadan, kanunda sayılan bir veya birden fazla yükümlülüğe bağlanmasını sağlayan bir koruma tedbiridir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 109–112’de düzenlenmiştir. Tutuklamaya göre daha hafif bir tedbir olmakla birlikte, kişinin seyahat özgürlüğünü, çalışma hayatını ve günlük düzenini uzun süre etkileyebilir.

Bu yazıda adli kontrolün şartları, uygulanabilecek yükümlülükler, azami süreler, yükümlülüklere uyulmamasının sonucu, tedbirin sona ermesi, kaldırma ve itiraz yolu ile tazminat imkânı açıklanmaktadır.

KISA CEVAP

  • Adli kontrol için tutuklamada olduğu gibi kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedeni aranır; tutuklama yerine verilir (CMK m. 109/1).
  • Yükümlülükler CMK m. 109/3’te sınırlı sayıda sayılmıştır; yurt dışına çıkış yasağı ve imza yükümlülüğü en yaygın olanlarıdır.
  • Azami süre ağır ceza dışındaki işlerde 2 yıldır ve 1 yıl uzatılabilir; ağır ceza işlerinde 3 yıldır (CMK m. 110/A). Devamının gerekliliği en geç dört ayda bir değerlendirilir (m. 110/4).
  • Adli kontrol altında geçen süre kural olarak cezadan mahsup edilmez; konutu terk etmeme yükümlülüğünde iki gün bir gün sayılır (m. 109/6).
  • Yükümlülüklere isteyerek uyulmazsa hemen tutuklama kararı verilebilir (m. 112/1).
  • Adli kontrol kararlarına itiraz edilebilir (m. 111/2).

Adli kontrolün şartları

CMK m. 109/1’e göre adli kontrol kararı, CMK m. 100’de belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde, tutuklama yerine verilebilir. Bu nedenle adli kontrol için de iki temel şart aranır:

  • Kuvvetli suç şüphesi: Kişinin suçu işlediğine dair kuvvetli şüpheyi gösteren somut olguların bulunması.
  • Tutuklama nedeni: Kaçma, saklanma veya kaçma şüphesini uyandıran somut olgular ya da delilleri yok etme, gizleme, değiştirme veya tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı girişiminde bulunma şüphesi.

Kanun koyucu, tutuklamayı ancak adli kontrolün yetersiz kalacağı hâllerde öngörmüştür. CMK m. 101/1 uyarınca tutuklama istemlerinde ve kararlarında adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiilî nedenlere yer verilmesi zorunludur. Bu düzenleme, adli kontrolün tutuklamaya göre öncelikli bir tedbir olarak görüldüğünü gösterir.

Kanun bazı özel durumlarda da adli kontrole imkân tanır:

  • Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hâllerde de adli kontrol hükümleri uygulanabilir (CMK m. 109/2).
  • Ağır hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen şüpheli ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş kadın şüpheli hakkında tutuklama yerine adli kontrol kararı verilebilir (CMK m. 109/4).
  • Azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle salıverilenler hakkında da adli kontrol uygulanabilir (CMK m. 109/7).

Uygulanabilecek yükümlülükler

CMK m. 109/3’te adli kontrol kapsamında uygulanabilecek yükümlülükler sınırlı sayıda belirtilmiştir. Bunlar konularına göre şöyle gruplandırılabilir:

  • Hareket serbestisine ilişkin yükümlülükler: Yurt dışına çıkamamak (a); konutunu terk etmemek (j); belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek (k); belirlenen yer veya bölgelere gitmemek (l).
  • Bildirim ve denetime ilişkin yükümlülükler: Hâkimin belirlediği yerlere, belirtilen sürelerde düzenli olarak başvurmak (b), uygulamada “imza yükümlülüğü” olarak anılır; belirlenen merci veya kişilerin çağrılarına ve mesleki uğraşlar ile eğitime ilişkin kontrol tedbirlerine uymak (c).
  • Araç ve silaha ilişkin yükümlülükler: Taşıt kullanamamak ve gerektiğinde sürücü belgesini teslim etmek (d); silah bulunduramamak veya taşıyamamak (g).
  • Tedavi yükümlülüğü: Özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak dâhil tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak (e).
  • Mali güvenceler: Hâkimce belirlenen bir güvence miktarını yatırmak (f); suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere belirlenen parayı aynî veya kişisel güvenceye bağlamak (h); aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve nafakayı ödeyeceğine dair güvence vermek (i).

Hâkim veya Cumhuriyet savcısı, taşıt kullanma yasağının uygulanmasında şüphelinin mesleki uğraşlarında araç kullanmasına sürekli veya geçici olarak izin verebilir (CMK m. 109/5).

Kararı kim verir?

Soruşturma evresinde adli kontrol kararı, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından verilir (CMK m. 110/1). Kovuşturma evresinde ise davaya bakan mahkeme bu yetkiyi kullanır (CMK m. 110/3).

Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle yükümlülüklere yenilerini ekleyebilir, mevcut yükümlülükleri kısmen veya tamamen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bazılarından geçici olarak muaf tutabilir (CMK m. 110/2).

Adli kontrolün süresi

7331 sayılı Kanun’la 2021 yılında eklenen CMK m. 110/A, adli kontrol için azami süreler getirmiştir:

İşin niteliğiAzami süre
Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler2 yıl; zorunlu hâllerde gerekçe gösterilerek 1 yıl daha uzatılabilir
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler3 yıl; zorunlu hâllerde gerekçe gösterilerek uzatılabilir, uzatma süresi toplam 3 yılı geçemez
TCK İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlar3 yıl; uzatma süresi toplam 4 yılı geçemez

Bu süreler çocuklar bakımından yarı oranında uygulanır (CMK m. 110/A-3).

Azami sürenin yanında periyodik bir denetim de öngörülmüştür. CMK m. 110/4 uyarınca adli kontrolün devamının gerekip gerekmediğine en geç dört aylık aralıklarla karar verilir. Bu kararı soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise mahkeme kendiliğinden verir.

Adli kontrolün azami süreleri: ağır ceza dışı işlerde 2 yıl, ağır ceza işlerinde 3 yıl ve uzatma sınırları
Adli kontrolün azami süreleri (CMK m. 110/A)

Süre cezadan mahsup edilir mi?

Kural olarak adli kontrol altında geçen süre, cezadan mahsup edilmez (CMK m. 109/6). Bu kuralın iki istisnası vardır:

  • Hastaneye yatma dâhil tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olma yükümlülüğü (e) bakımından mahsup yasağı uygulanmaz.
  • Konutu terk etmeme yükümlülüğü (j) altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır.

Yükümlülüklere uyulmazsa

CMK m. 112/1 uyarınca adli kontrol yükümlülüklerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, verilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir. Kanun “isteyerek” ifadesini kullandığından, örneğin hastalık nedeniyle imza verilememesi gibi kişinin iradesi dışındaki engellerin belgelendirilmesi önem taşır.

Azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle verilen adli kontrolün ihlali hâlinde de tutuklama kararı verilebilir. Ancak bu durumda tutuklama süresi ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde dokuz aydan, diğer işlerde iki aydan fazla olamaz (CMK m. 112/2).

Adli kontrol ne zaman sona erer?

CMK m. 103/2 uyarınca kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde şüpheli serbest kalır; adli kontrol de bu kararla sona erer. Cumhuriyet savcısı soruşturma evresinde adli kontrolün artık gereksiz olduğu kanısına varırsa şüpheliyi kendiliğinden serbest bırakır.

Kovuşturmanın hükümle sona ermesi bakımından Yargıtay, bu hükmün kıyasen uygulanacağını kabul etmektedir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, kovuşturmanın beraat, mahkûmiyet veya düşme gibi bir kararla sona ermesi hâlinde adli kontrolün de kendiliğinden sona ereceğini; hükmün kesinleşmesi ve infaza geçilmesiyle yurt dışı çıkış yasağının devamında hukuki yarar kalmadığını belirtmiştir (Yargıtay 1. CD, E. 2016/3193, K. 2016/2613, T. 23/05/2016). Karar metni aşağıdadır.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2016/3193, K. 2016/2613, T. 23.05.2016

1. Ceza Dairesi 2016/3193 E. , 2016/2613 K. “İçtihat Metni” (KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİ) Yurtdışına uyuşturucu madde ihraç etmek için teşekkül oluşturmak suçundan sanık …’in, 5237 sayılı Kanun’un 188/3, 188/4, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 6 yıl 3 ay hapis ve 6.000,00. Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/05/2009 tarihli ve 2007/135 esas, 2009/204 sayılı kararının Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 17/04/2015 tarihli ve 2010/24551 esas, 2015/31075 karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmesini müteakip, sanık müdafiince yapılan müvekkili hakkındaki yurt dışına çıkamama yükümlülüğüne ilişkin adli kontrol kararının kaldırılması talebinin reddine ilişkin … Ağır Ceza Mahkemesinin 13/08/2015 tarihli ve 2007/261 esas değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair … Ağır Ceza Mahkemesinin 02/09/2015 tarihli ve 2015/911 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi; 5271 sayılı Kanun’un 103/2. maddesi gereğince soruşturma evresinde şüphelinin işlediği iddia olunan suç nedeni ile kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi halinde adli kontrol kararının kendiliğinden sona ereceği hüküm altına alındığından, usul hükümlerinde kıyasın mümkün olduğuna ilişkin genel hukuk kaidesinden hareketle kovuşturmanın beraat, mahkumiyet, düşme vb. bir kararla sona ermesi halinde de adli kontrol tedbirinin kendiliğinden sona ereceğinin kabulünün zorunlu olması karşısında, somut dava dosyasına konu sanık hakkındaki kovuşturma aşamasının hükmün Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 17/04/2015 tarihli ve 2010/24551 esas, 2015/31075 karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verilerek kesinleşmesi suretiyle sona erdiği ve böylece sanık hakkındaki yurtdışına çıkamama adli kontrol tedbirinin kendiliğinden nihayete erdiği ve artık devamında hükmün infazına geçildiği de dikkate alındığında hükümlü hakkındaki yurtdışı çıkış yasağının devamında herhangi bir hukuki yararın bulunmadığı düşünüldüğünden, merciince yapılan itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği ihbar olunmakla; SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Sanık hakkındaki kovuşturma aşamasının hükmün Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 17/04/2015 tarihli ve 2010/24551 esas, 2015/31075 karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verilerek kesinleşmesi suretiyle sona ermesi ve böylece sanık hakkındaki yurtdışına çıkamama adli kontrol tedbirinin kendiliğinden nihayete erdiğinin anlaşılması, sanık hakkındaki hükmün infazına geçilerek sanığın Van İnfaz Hakimliğinin 2015/896 esas, 2015/862 sayılı kararı ile denetimli serbestlik şartı ile salıverilmesi ve ayrıca yurtdışına çıkış yasağı konulmaması karşısında sanık hakkındaki yurtdışı çıkış yasağının devamında herhangi bir hukuki yararın bulunmadığı anlaşılmakla, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden, … Ağır Ceza Mahkemesinin 13/08/2015 tarihli ve 2007/261 esas değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nun 309/4. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine, dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23/05/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi de, mahkûmiyet hükmü istinaf edilmeksizin kesinleşen ve infaz sırasında koşullu salıverilen hükümlü hakkında yargılama sırasında verilen yurt dışı çıkış yasağının kendiliğinden sona erdiğini kabul etmiş; yasağın kaldırılması talebinin reddine karşı yapılan itirazın reddini, CMK m. 110/A’daki azami süre düzenlemesini de gözeterek kanun yararına bozmuştur (Yargıtay 4. CD, E. 2024/9285, K. 2025/2304, T. 10/02/2025). Karar metni aşağıdadır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2024/9285, K. 2025/2304, T. 10.02.2025

4. Ceza Dairesi 2024/9285 E. , 2025/2304 K. “İçtihat Metni” SAYISI : 2023/94 Değişik İş. SUÇLAR : Göçmen kaçakçılığı, suçluyu kayırma İNCELEME KONUSU KARAR : İtirazın reddi KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Sanık hakkında Yerel Mahkeme kararı ile göçmen kaçakçılığı, suçluyu kayırma suçlarından mahkumiyet kararı verilmiş, göçmen kaçakçılığı suçunun infazı sırasında yurt dışına çıkış yasağı şeklinde uygulanan adli kontrol kararının kaldırılması isteminin reddine dair karara karşı yapılan itirazın reddine karar verilmiştir. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 18/09/2024 tarih ve 94660652-105-34-18923-2024-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.10.2024 tarihli ve KYB-2024/96281 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 02.10.2024 tarihli ve KYB-2024/96281 sayılı kanun yararına bozma isteminin; “5271 sayılı Kanun’un; Adli kontrol kararı ve hükmedecek merciiler başlıklı 110. maddesinde yer alan “(1) Şüpheli, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararı ile soruşturma evresinin her aşamasında adlî kontrol altına alınabilir. (2) Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle, adlî kontrol uygulamasında şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir; kontrolun içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir. (3) 109 uncu madde ile bu maddenin birinci ve ikinci fıkra hükümleri, gerekli görüldüğünde, görevli ve yetkili diğer yargı mercileri tarafından da, kovuşturma evresinin her aşamasında uygulanır. (4) (Ek:8/7/2021-7331/16 md.) Şüpheli veya sanığın adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda en geç dört aylık aralıklarla; soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise resen mahkeme tarafından 109 uncu madde hükümleri göz önünde bulundurularak karar verilir”, Adli kontrol altında geçecek süre başlıklı 110/A. maddesinde yer alan “(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde adli kontrol süresi en çok iki yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir. (2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, adli kontrol süresi en çok üç yıldır. Bu süre, zorunlu hâllerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda dört yılı geçemez. (3) Bu maddede öngörülen adli kontrol süreleri, çocuklar bakımından yarı oranında uygulanır.” Adli kontrol kararının kaldırılması başlıklı 111. maddesinde yer alan “(1) Şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra hâkim veya mahkeme 110 uncu Maddenin ikinci fıkrasına göre beş gün içinde karar verebilir. (2) Adlî kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebilir.” şeklindeki hükümler ile anılan Kanun’un 103/2. maddesinde yer alan ” Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı adlî kontrol veya tutuklamanın artık gereksiz olduğu kanısına varacak olursa, şüpheliyi re’sen serbest bırakır. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde şüpheli serbest kalır.”, Şeklindeki hükümler birlikte değerlendirildiğinde, Bir koruma tedbiri olan ve adli kontrol olarak uygulanan yurt dışına çıkış yasağının uygulamasının yukarıda belirtilen düzenlemeler kapsamında belli bir süre ile sınırlı olduğu, Somut olayda, hükümlü hakkında Silivri 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 08/06/2022 tarihli kararı ile göçmen kaçakçılığı yapma suçundan verilen cezanın, istinaf edilmeksizin kesinleştiği, anılan Kanun’un 103/2. maddesi gereğince soruşturma evresinde şüphelinin işlediği iddia olunan suç nedeni ile kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi halinde adli kontrol kararının kendiliğinden sona ereceği hüküm altına alındığından, usul hükümlerinde kıyasın mümkün olduğuna ilişkin genel hukuk kaidesinden hareketle, kovuşturmanın beraat, mahkumiyet, düşme vb. bir kararla sona ermesi halinde de adli kontrol tedbirinin kendiliğinden sona ereceğinin kabulünün zorunlu olması karşısında, sanık hakkında verilen kararın istinaf edilmeksizin 18/06/2022 tarihinde kesinleştiği hususu nazara alındığında yurtdışına çıkış yasağına ilişkin adli kontrol tedbirinin kendiliğinden nihayete erdiğinin kabulünün gerektiği, ayrıca hükmün infazına geçilmesi nedeniyle her hangi bir hukuki yararın bulunmadığı, nitekim benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 23/05/2016 tarihli ve 2016/3193 esas, 2016/2613 karar sayılı ilâmında ve yine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 24/11/2023 tarihli ve 2023/5005 esas, 2023/7173 karar sayılı ilâmında bu durumun vurgulandığı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun, Adli kontrol kararı ve hükmedecek merciler başlıklı 110 uncu maddesinde “(1) Şüpheli, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararı ile soruşturma evresinin her aşamasında adlî kontrol altına alınabilir. (2) Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle, adlî kontrol uygulamasında şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir; kontrolün içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir. (3) 109 uncu madde ile bu maddenin birinci ve ikinci fıkra hükümleri, gerekli görüldüğünde, görevli ve yetkili diğer yargı mercileri tarafından da, kovuşturma evresinin her aşamasında uygulanır. (4) (Ek:8.7.2021-7331/16 md.) Şüpheli veya sanığın adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda en geç dört aylık aralıklarla; soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise resen mahkeme tarafından 109 uncu madde hükümleri göz önünde bulundurularak karar verilir”, Adli kontrol altında geçecek süre başlıklı 110/A maddesinde “(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde adli kontrol süresi en çok iki yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir. (2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, adli kontrol süresi en çok üç yıldır. Bu süre, zorunlu hâllerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanun’u kapsamına giren suçlarda dört yılı geçemez. (3) Bu maddede öngörülen adli kontrol süreleri, çocuklar bakımından yarı oranında uygulanır.”, Adli kontrol kararının kaldırılması başlıklı 111 inci maddesinde ise “(1) Şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra hâkim veya mahkeme 110 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre beş gün içinde karar verebilir. (2) Adlî kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebilir.” şeklindeki hükümler ile anılan Kanun’un 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ” Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı adlî kontrol veya tutuklamanın artık gereksiz olduğu kanısına varacak olursa, şüpheliyi re’sen serbest bırakır. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde şüpheli serbest kalır.”, şeklinde düzenlenmiştir. Somut olayda; 5271 sayılı Kanun’un 110/A maddesinde adli kontrol altında geçecek azami süreye ilişkin düzenleme, ayrıca hükümlü hakkında verilen hükmün kesinleşmesi ve almış olduğu cezanın infazı sırasında 26.09.2023 tarihinden geçerli olmak üzere şartla tahliyesine karar verilmiş olması dikkate alındığında, hükümlü hakkında yargılama sırasında verilen yurt dışına çıkamama adli kontrol tedbirinin kendiliğinden sona erdiğinin ve devamında herhangi bir hukuki yararın bulunmadığının kabulü gerektiğinden, talebin kabulü yerine reddine dair verilen karara karşı yaptığı itirazın kabulü yerine reddine dair itiraz merciince verilen karar Kanun’a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür. III. KARAR 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, 2. Silivri 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 11.10.2023 tarihli ve 2023/94 değişik İş. sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 3. 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.02.2025 tarihinde karar verildi.

Uygulamada hüküm kesinleştiği hâlde yurt dışı çıkış yasağının sistemde kayıtlı kalmaya devam ettiği durumlarla karşılaşılabilir. Bu durumda kararı veren mahkemeye yasağın kaldırıldığının ilgili kurumlara bildirilmesi için başvurulması gerekir.

Kaldırma talebi ve itiraz

Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında adli kontrolün kaldırılmasını veya değiştirilmesini isteyebilir. Hâkim veya mahkeme, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra beş gün içinde karar verebilir (CMK m. 111/1). Adli kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebilir (CMK m. 111/2).

Adli kontrol nedeniyle tazminat istenebilir mi?

Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat hâlleri CMK m. 141/1’de sınırlı olarak sayılmıştır. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2019 yılında açılan bir davada, uzun süre uygulanan yurt dışı çıkış yasağı nedeniyle istenen tazminatı, adli kontrolün o tarihte CMK m. 141/1’de tazminat sebepleri arasında sayılmadığı gerekçesiyle kabul etmemiştir (Yargıtay 12. CD, E. 2022/28, K. 2023/5507, T. 11/12/2023). Karar metni aşağıdadır.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2022/28, K. 2023/5507, T. 11.12.2023

12. Ceza Dairesi 2022/28 E. , 2023/5507 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/5363 E., 2020/1281 K. DAVA : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 142 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, aynı Kanun’un 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Davacı vekili 26.06.2019 tarihli dava dilekçesinde özetle; “Müvekkil 25.09.2010 tarihinde gözaltına alınmış, 27.09.2010 tarihinde tutuklanmış ve 15.06.2011 tarihinde yurt dışına çıkış yasağı konulmak suretiyle tahliye edilmiştir. Müvekkil hakkında yapılan kovuşturma 03.10.2017 tarihinde bitmiştir. Müvekkil hakkında 8-9 yıldır devam eden orantısız adli kontrol tedbiri ve yargılamanın makul sürede bitirilmemesi sebebiyle uğradığı zararın karşılığı olarak 102.324,00 USD maddi, 50.000,00 USD manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini arz ve talep ederiz.” şeklinde beyanda bulunmuştur. 2. Davalı vekili 25.07.2019 tarihli cevap dilekçesinde özetle; “Davanın süre, husumet ve yetki yönünden reddine karar verilmesini talep ederiz. Kanunda yazılı koşullar davacı açısından oluşmamıştır. Meydana gelen olayda idarenin kusuru yoktur. Aynı konu ile ilgili başka bir dava açılıp açılmadığı araştırılmalıdır. Davacı maddi zararını ispatlayamamıştır. Talep edilen manevi tazminat miktarı fahiştir. Davacının nüfus kaydı ile adli sicil kaydı dosya kapsamına alınmalı, avukata yetki verip vermediğinin tespiti için davacı dinlenmelidir. Faiz talebinin hukuki dayanağı yoktur.” şeklinde beyanda bulunmuştur. 3. İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.09.2019 tarihli ve 2019/288 Esas, 2019/345 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. 4. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin, 18.06.2020 tarihli ve 2019/5363 Esas, 2020/1281 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. 5. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 19.12.2021 tarihli ve 2020/77506 sayılı, onama görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdii edilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Davacı vekilinin temyiz istemi; davacı hakkında orantısız biçimde uygulanan adli kontrol tedbiri ve yargılamanın makul sürede bitirilmemiş olması sebebiyle davacının uğradığı zararın tazmin edilmesi gerektiğine, ilişkindir. III. DAVA KONUSU Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü Davacı Aida Zagirova (Sezen)’nın Rusya uyruklu olduğu, hakkındaki ceza soruşturması nedeniyle 25.09.2010 tarihinde gözaltına alınıp 27.09.2010 tarihinde tahliye edildiği, 25.03.2011 tarihli iddianamede “suç örgütü yönetmek, fuhuşa aracılık etmek, tehdit, yağma” suçlarını işlediği iddia edilerek cezalandırılmasının talep edildiği, davanın 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/84 sayılı esasına kaydedildiği, başka sanıkların da bulunduğu bu davada yapılan yargılama sonucunda İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.01.2012 tarih, 2011/84 E., 2012/9 K. sayılı kararında “sanıkların örgüt yöneticisi – örgüt üyeliği suçlarından beraatine, diğer suçlar yönünden mahkemenin görevsizliğine, dosyanın genel yetkili ağır ceza mahkemesine gönderilmesine” karar verildiği, 15.06.2011 tarihinde yurt dışı çıkış yasağı tedbiri uygulanmak suretiyle tahliyesine karar verildiği ve tahliye edildiği, görevsizlik kararı sonrasında İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.05.2012 tarih, 2012/194-146 sayılı kararında davaya bakma görevinin İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu belirtilerek karşı görevsizlik kararı verildiği, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararını kaldırması üzerine davanın İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/255 sayılı esasına kaydedildiği, İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/12/2013 tarih 2012/255 esas 2013/242 karar sayılı kararında “Sanık …’nın mağdur …’ya fuhuş yaptırmak suçundan TCK nun 227/2, 62/1 maddeleri gereğince 2 yıl 6 ay hapis ve 10.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, diğer suçlardan beraatine” karar verildiği, kararın temyiz edildiği, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 03.10.2017 tarihli kararında sanık … hakkındaki hükümlerin onanmasına karar verildiği ve … hakkındaki kararların 03.10.2017 tarihinde kesinleştiği, diğer sanıklar hakkındaki kısmi bozma sonrasında İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin kapatılmış olduğundan bozulan kısım yönünden davanın İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/421 sayılı esasına kaydedildiği ve derdest olduğu, … hakkındaki hapis cezası ve para cezasının henüz infaz edilmediği, hakkındaki yurt dışı çıkış yasağının kaldırılması ile ilgili olarak mahkumiyet kararında bir açıklama yapılmadığı gibi daha sonra sanık durumunda olan … veya müdafi tarafından bu yurt dışı çıkış yasağının kaldırılması konusunda herhangi bir talepte bulunulmadığı, davacı vekilinin 26.06.2019 tarihinde verdiği dava dilekçesinde maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduğu görülmektedir. Davacı … 25.09.2010 – 15.06.2011 tarihleri arasında gözaltında ve tutuklulukta kaldıktan sonra 2 yıl 6 ay hapis ve 10.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmıştır. Verilen bu karar kesinleşmiş olup, olayda maddi – manevi tazminatı gerektiren haksız gözaltı ve tutuklama söz konusu değildir. Davacı vekili davacı hakkında yurt dışı çıkış yasağı tedbiri uygulandığını, bunun kaldırılmaması nedeniyle yurt dışına çıkamayan davacının maddi ve manevi zarara uğradığını belirtip tazminat talep etmektedir. Yabancı uyruklu olan davacı tahliye edilirken yurt dışı çıkış yasağı tedbiri verilmesi usül ve kanuna uygun olup, mahkumiyet kararında 2 yıl 6 ay hapis ve 10.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş olduğundan kararla birlikte yurt dışı çıkış yasağı tedbirinin kaldırılmaması da bir haksızlık söz konusu değildir. Davacının cezalandırılmasına ilişkin kararın 03.10.2017 tarihinde kesinleşmesine rağmen aradan geçen sürede davacının yurt dışı çıkış yasağının kaldırılması konusunda bir talepte bulunmaması, davacıya verilen hapis ve para cezasının henüz infaz edilmemiş olması hususları dikkate alındığında yurt dışı çıkış yasağı tedbirinin verilmesi ve devamında bir haksızlık söz konusu değildir. Bu nedenle tazminat talebi haklı bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince verilen kararla ilgili olarak, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmamıştır. IV. GEREKÇE Tazminat talebinin dayanağı olan İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/424 Esas, 2013/515 Karar sayılı ceza dosyası kapsamında, davacının suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, fuhuşa teşvik etmek ve insan ticareti yapmak suçlarından 25.09.2010 – 15.06.2011 tarihleri arasında 263 gün gözaltında ve tutuklu kaldığı, yapılan yargılama sonunda davacının fuhuşa teşvik suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası ve 10.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün 03.10.2017 tarihinde kesinleştiği, davacı vekilinin 16.06.2019 tarihli dilekçesi ile davacının makul sürede yargılanmaması ve 15.06.2011 tarihinde uygulanmaya başlanan adli kontrol tedbirinin dava tarihi itibariyle halen kaldırılmamış olması gerekçesi ile tazminat davası açtığı, davanın yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun’a tabi olduğu anlaşılmıştır. Davacı vekilinin temyiz isteği yönünden; 1.Davacının makul sürede hakkında hüküm verilmemesi sebebiyle tazminata hak kazandığına ilişkin temyiz isteği yönünden; Tazminata esas ceza davasındaki hükmün 03.10.2017 tarihinde kesinleşmesinin ardından 5271 sayılı Kanun’un 142 nci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen 1 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 26.06.2019 tarihinde dava açılması nedeniyle dava açma süresinin geçtiği anlaşıldığından; davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz isteği reddedilmiştir. 2.Davacı hakkında uzun süre adli kontrol tedbirinin uygulanması sebebiyle tazminata hak kazandığına ilişkin temyiz isteği yönünden; Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat talep edilebilecek haller 5271 sayılı Kanun’un 141 inci maddesinin birinci fıkrasında tahdidi olarak sayılmış olup adli kontrol tedbirinin bunlar arasında yer almadığı, dolayısıyla davacının adli kontrol altına alınması sebebiyle tazminata hükmedilemeyeceği anlaşıldığından; davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz isteği reddedilmiştir. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin, 18.06.2020 tarihli ve 2019/5363 Esas, 2020/1281 Karar sayılı kararında davacı vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden aynı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.12.2023 tarihinde karar verildi.

2/3/2024 tarihli 7499 sayılı Kanun’la bu alanda değişiklik yapılmıştır. CMK m. 141/1-k’ye göre adli kontrol işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan kişi tazminat isteyebilir. Eklenen (l) bendi uyarınca ise konutunu terk etmeme veya bağımlılıktan arınmak amacıyla hastaneye yatma dâhil tedavi veya muayene yükümlülüğü uygulandıktan sonra hakkında kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilen kişi maddi ve manevi zararlarını Devletten isteyebilir. Yurt dışı çıkış yasağı veya imza yükümlülüğü gibi diğer yükümlülükler bu bentte sayılmamıştır.

Sıkça Sorulan Sorular

Adli kontrol kararı adli sicil kaydına işlenir mi?

Hayır. Adli kontrol bir ceza değil, koruma tedbiridir ve adli sicile kaydedilmez. Ancak yurt dışı çıkış yasağı gibi yükümlülükler ilgili kurumların kayıtlarına işlenir.

İmza yükümlülüğünün günü ve sıklığı değiştirilebilir mi?

Evet. CMK m. 110/2 uyarınca yükümlülükler değiştirilebilir. İş, sağlık veya eğitim durumunu gösteren belgelerle kararı veren hâkimlik veya mahkemeden değişiklik istenebilir.

Yurt dışı çıkış yasağı varken zorunlu bir seyahat yapılabilir mi?

Kişi, kararı veren hâkimlik veya mahkemeden yükümlülükten geçici olarak muaf tutulmasını isteyebilir (CMK m. 110/2). İzin alınmadan yapılacak seyahat girişimi, yükümlülüğün ihlali sayılabilir.

Azami süre dolduğunda adli kontrol kendiliğinden kalkar mı?

CMK m. 110/A’daki süreler azami sürelerdir; bu süreler dolduktan sonra adli kontrolün devamına karar verilemez. Sürenin dolduğu hâlde kayıt kaldırılmamışsa kararı veren merciye başvurulmalıdır.

Sonuç

Adli kontrol, kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeninin varlığına bağlı, kanunda sınırlı olarak sayılan yükümlülüklerden oluşan ve azami süreleri belirlenmiş bir koruma tedbiridir. Tedbirin devamı en geç dört ayda bir değerlendirilir; kovuşturmanın hükümle sona ermesiyle de kendiliğinden sona erer. Yükümlülüklere isteyerek uyulmaması tutuklama sonucunu doğurabileceğinden, değişiklik ihtiyacı doğduğunda kararı veren merciden izin veya değişiklik istenmesi gerekir. Somut dosyaya ilişkin değerlendirme için büromuzla iletişime geçilebilir.

Kanunların güncel metni: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (mevzuat.gov.tr).

İlgili yazılar: Tutuklama Kararına İtiraz: Süre, Merci ve Dilekçe İçeriği, Adli Kontrol Kararına İtiraz Dilekçesi: Süre, Merci ve Örnek, Adli Kontrolde İmza Yükümlülüğü: İhlali ve Sonuçları

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut durumunuz için hukuki destek alınız.