Ceza hukukunda kural, kanunda tanımlanan suçun bütün unsurlarıyla gerçekleşmesi hâlinde cezalandırmadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) m. 35 bu kurala bir genişleme getirir. Fail suçu tamamlayamamış olsa bile belirli bir aşamaya ulaştıysa teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur ve tamamlanmış suça göre indirilmiş bir cezayla cezalandırılır.
Bu yazıda teşebbüsün şartları, hazırlık hareketleri ile icra hareketlerinin ayrımı, 4/6/2025 tarihli ve 7550 sayılı Kanun’la değiştirilen ceza miktarları, indirim oranının belirlenmesi ve gönüllü vazgeçme açıklanmaktadır.
KISA CEVAP
- Teşebbüs için kast, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlama ve failin elinde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamaması birlikte aranır (TCK m. 35/1).
- Süreli hapis ve adli para cezalarında ceza, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre dörtte birinden dörtte üçüne kadar indirilir (TCK m. 35/2).
- Ağırlaştırılmış müebbet yerine ondört yıldan yirmibir yıla, müebbet yerine on yıldan onsekiz yıla kadar hapis verilir. Bu aralıklar 7550 sayılı Kanunla artırılmıştır.
- İndirim oranı gerekçesiz belirlenirse hüküm bozulabilir.
- Hazırlık hareketleri kural olarak cezalandırılmaz.
- Fail icra hareketlerinden gönüllü vazgeçerse teşebbüsten cezalandırılmaz; tamamlanan kısım suç oluşturuyorsa yalnızca o suçtan sorumlu olur (TCK m. 36).
Kanuni düzenleme
TCK m. 35/1’e göre kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.
Aynı maddenin ikinci fıkrası cezayı düzenler. Fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine ondört yıldan yirmibir yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine on yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.
Ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezalarına ilişkin bu aralıklar 7550 sayılı Kanun’la artırılmıştır. Önceki düzenlemede bu süreler sırasıyla onüç yıldan yirmi yıla ve dokuz yıldan onbeş yıla kadardı. TCK m. 7/2 uyarınca suç tarihinde yürürlükte olan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise failin lehine olan uygulanır. Bu nedenle değişiklikten önce işlenen suçlarda önceki aralıklar esas alınır.
Teşebbüsün şartları
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, teşebbüsün varlığı için üç şartın birlikte bulunmasını aramaktadır:
- Kasıtlı bir suç işleme kararı,
- Elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanması,
- Failin elinde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamaması ya da amaçlanan sonucun gerçekleşmemesi.
Ceza Genel Kurulu bu şartları, nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs ile gönüllü vazgeçme arasındaki ayrımı incelediği kararında sıralamıştır. Kararın tam metni aşağıdadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/600, K. 2015/194, T. 09/06/2015
Ceza Genel Kurulu 2014/600 E. , 2015/194 K. “İçtihat Metni” Nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüsten sanık R.. A..’ın 5237 sayılı TCK’nun 102/2, 35 ve 62. maddeleri gereğince bir yıl beş ay on beş gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.06.2011 gün ve 176-230 sayılı hükmün sanık müdafi ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 22.01.2014 gün ve 3628-725 sayı ile;“Sanığın mağdurun arkasından yatak odasına girerek elleriyle arkadan mağdura sarıldığı, göğüslerini sıkıp okşadığı şeklindeki eyleminin TCK’nun 102/1. maddesindeki basit cinsel saldırı suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 11.04.2014 gün ve 362736 sayı ile;”Sanığın mağdurenin evinde yalnız bulunduğu sırada, yatak odasında temizlik yapmakta olan mağdurenin peşinden gidip arkasından sarılarak göğüslerini sıktığı ve açıkça ‘sus bağırma, sen bu işi yapıyormuşsun, birlikte yapalım’ sözleriyle cinsel ilişkiye girmek istediğini belirtmek suretiyle sanığın kastının ‘nitelikli cinsel saldırı’ suçuna yönelik olduğu ve suçun doğrudan doğruya icrasına “elverişli hareketlerle” başladığı, ancak mağdurun bir yandan kendisini iterek elinden kurtulması diğer yandan bağırması nedeniyle sanığın elinde olmayan nedenlerle suçu tamamlayamadığı, olay yeri ve zamanı göz önünde tutulduğunda, mağdurun direnç göstermesi ve bağırması üzerine, yakalanma riski ortaya çıkan sanığın fiiline son vermesi gönüllü vazgeçme olarak değerlendirilemeyeceği, fiilinin ‘nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs’ suçunu oluşturacağı” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur. 5271 sayılı CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 25.06.2014 gün ve 4505-8743 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın basit cinsel saldırı suçundan TCK’nun 102/1. maddesi uyarınca cezalandırılması gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık ile katılanın ailece görüştükleri ve aynı mahallede oturdukları, olay günü saat 09.30 sıralarında katılanın evde yalnız olduğu halde temizlik yaptığı, evin havalandırılması için evin kapı ve pencerelerini açtığı, sanığın açık olan kapıdan girerek “yenge ben işten geldim, yorgunum, hanım köye gitti. Bana çay yapar mısın” dediği, katılanın “çocuğum dışarıda oynuyor çay koyayım onunla birlikte kahvaltı yaparsın” diye cevap verdiği, çayı demledikten sonra ev işlerine devam ederek yatak odasına gittiği, bu sırada sanığın katılanın peşinden yatak odasına giderek arkasından sarıldığı, göğüslerini sıktığı, bağırmakta olan katılana “sus bağırma, sen bu işi yapıyormuşsun, birlikte yapalım” dediği, katılanın sanığı iterek bağırmaya başlaması üzerine sanığın koridora çıktığı ve tekrar “senle yapalım” dediği, katılanın koridora doğru bir tahta fırlattığı, mutfağa doğru bıçak almaya yöneldiğinde sanığın evden kaçması ile fiilin sona erdiği, Anlaşılmaktadır. Katılan V.. Ş..; sanığın eşinin köylüsü olduğunu, bu nedenle birbirleri ile devamlı görüştüklerini, olay günü evini havalandırdığını ve temizlik yaptığını, o sırada 11 yaşındaki çocuğunun sokakta oynadığını, sanığın saat 09.30 sıralarında açık olan kapıdan içeri girdiğini, işten geldiğini ve yorgun olduğunu söyleyip kendisinden çay yapmasını istediğini, sanığa çocuğunun dışarıda oynadığını o gelince birlikte kahvaltı yaparsınız dediğini temizliğe devam etmek için yatak odasına geçtiğini, sanığın arkasından odaya girip vücuduna sarıldığını ve göğüslerini sıktığını, sanığı iteklediğini, sanığın “sus bağırma sen bu işi yapıyormuşsun, beraber yapalım” dediğini, bağırınca sanığın koridora çıktığını, burada iken eline geçirdiği tahta parçasını sanığa fırlattığını, sanığın koridorda iken tekrar beraberlik teklif ettiğini, mutfakta bıçak almaya yönelince sanığın kaçtığını beyan ettiği. Sanığın, soruşturma esnasında; katılanın eşi ile arkadaş olduğunu, ailecek birbirlerine gidip geldiklerini, olay günü akşam alkol aldığını, sabah uyandığında alkolün etkisinin geçmediğini saat 09.30 sıralarında katılanın eşi olan arkadaşı Necati’yi görmek için ikametine gittiğini, açık olan kapıdan içeri girdiğini, Necati’nin evde olmadığını, katılanın evde olduğunu, katılana “Yenge ben yorgunum bana çay yapar mısın” dediğini, katılanın kendisine çay demlediğini daha sonra yatak odasına geçtiğini, kendisinin de peşinden gittiğini, yüz yüze geldikleri esnada katılana sarıldığını, katılanın kendisine karşılık vermediğini, ‘çık dışarı’ diye bağırması üzerine evi terk ettiğini, Kovuşturma aşamasında; katılanın eşinin evde olduğunu düşünerek eve gittiğini ancak evde olmadığını, katılana “çay yapar mısın” dediğini, katılanın yer sofrası hazırladığını, “yumurta pişireyim” dediğinde “gerek yok” diyerek katılanın elini ittirdiğini bunun üzerine katılanın bağırdığını, bağırması üzerine de evden çıktığını, katılana karşı herhangi bir cinsel saldırı eylemi olmadığını savunduğu anlaşılmaktadır. 6545 sayılı kanun ile değişiklikten önceki Türk Ceza Kanununun 102. maddesinde cinsel saldırı suçu;”1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır…”Şeklinde düzenlenmiştir. Basit cinsel saldırı suçunun oluşabilmesi için eylemin cinsel ilişki boyutuna ulaşmaması gerekir. Eylem, vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelikse veya fiil de işlenmişse, basit cinsel saldırı değil, ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli cinsel saldırı suçu söz konusu olacaktır. Bu ayırımın yapılabilmesi için failin kastının ve gerçekleştirdiği davranışların hangi fiile yönelik olduğunun belirlenmesi gerekir. Failin amacı ve davranışları vücuda organ veya sair bir cisim sokmak olmaksızın cinsel duyguları tatmine yönelik ise basit cinsel saldırı, amacı ve davranışları vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelik olmakla birlikte eylemin elinde bulunmayan nedenlerle gerçekleştirilememesi halinde ise ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüs söz konusu olacaktır. Madde metninde “sair bir cisim” ibaresine yer verilmesi karşısında suçun temel şeklinin aksine, ikinci fıkrada tanımlanan nitelikli hâlinin oluşabilmesi için eylemin cinsel arzularının tatmini amacına yönelik olması şart değildir. Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşılabilmesi bakımından suça teşebbüs kavramı üzerinde de durulmalıdır. TCK’nun 35. maddesinin birinci fıkrasında; “kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur” şeklinde tanımlanan teşebbüsün varlığından söz edilebilmesi için; 1- Kasıtlı bir suç işleme kararı olmalı, 2- Elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalı, 3- Failin elinde bulunmayan nedenlerle suç tamamlanamamalı ya da amaçlanan sonuç gerçekleşmemelidir. Suça teşebbüste fail, suçu tamamlamak amacıyla hareket etmesine karşın, elinde olmayan nedenlerden dolayı fiilini gerçekleştirememekte, bu durumda kişiye tamamlanmış suça oranla daha az ceza verilmektedir. Sanığın eyleminin belirlenmesi açısından “elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlama” şartı da değerlendirilmelidir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 35. maddesinin gerekçesinde; 765 sayılı Kanundaki “eksik – tam teşebbüs” ayrımına son verildiği, bu ayırımın objektif bir ölçütünün bulunmadığı ve uygulamada bir takım tereddütlere yol açtığı belirtildikten sonra, getirilen diğer bir yeniliğin icra hareketlerinin başlangıcına ilişkin olduğu, “failin kastının şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı” yolundaki sübjektif ölçütün kabul edilmesi durumunda kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacağı, çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesinin mümkün bulunduğu, suçun icrasıyla ilgisiz davranışların dahi suç kastını ortaya koyduğu gerekçesiyle cezalandırılabileceği, o nedenle tasarıdaki “kastı şüpheye yer bırakmayacak” kriterinin madde metninden çıkartılarak “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütünün kabul edildiği, böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması halinde suçun icrasına başlanılmış sayılacağı açıklanmış; ayrıca kullanılan aracın suçun kanuni tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olması gerektiği, ancak elverişliliğin sadece kullanılan araç bakımından değil, suçun konusu da dâhil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunması gerektiği, bu nedenle maddeye, suça teşebbüsün bu unsurunu tam anlamıyla ifade eden “uygun hareketler” kavramının dâhil edildiği belirtilmiştir. Görüldüğü gibi 765 sayılı Kanunda icra hareketlerinin başlangıcı konusunda açık bir ifadeye yer verilmezken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda doğrudan doğruya icraya başlama ölçütü kabul edilmiştir. Ancak soyut olan bu kavramın nasıl anlaşılması gerektiği konusu açık olmayıp, cezalandırılabilen davranışın ne zaman başladığını belirlemek her zaman kolay değildir. Genel olarak suçun dış dünyada oluşmaya başladığı süreç, “hazırlık hareketleri” ve “icra hareketleri” olmak üzere birbirinden farklı iki aşamaya ayrılmaktadır. Suçu işlemek için kullanılacak âletlerin üretilmesi ya da temin edilmesi, eylem yerinin araştırılması veya gözetlenmesi, eylemle ilgili çeşitli bilgiler toplanması, suç işlendikten sonra sorumlu tutulmayı önleyici tedbirler alınması, suçtan elde edilecek eşyalar için güvenli bir yer ayarlanması gibi fiiller hazırlık hareketleri olup, suç tipini oluşturan icra hareketlerinden önce gerçekleştirilen ve cezalandırılmayan davranışlardır. Teşebbüs ise, suçun tamamlanmasından önce, fakat hazırlık hareketleri aşamasından sonra gelen, başlanmış ancak bitirilememiş bir eylemli aşamayı ifade eder. Bu kapsamda cezalandırılabilir davranışların, yani suça teşebbüsün sınırlarının saptanması, diğer bir ifadeyle suç yolunda ilerleyen sanıkla ilgili olarak hangi andan itibaren ceza hukukunun devreye gireceği sorununun çözülmesi gerekmektedir. Öğretide; 5237 sayılı TCK’nın 35. maddesinde teşebbüs açısından, “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütünün kabul edilmesiyle “objektif teori”nin benimsendiği, suçun kanuni tanımında unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi halinde icra hareketlerinin başladığının kabul edilmesi, örneğin öldürmek için silahını hasmına doğrultarak nişan alınmasının icra hareketleri sayılması gerektiği, ancak öldürmek için silah veya zehir satın alınmasının belirleyici bir niteliğe sahip bulunmaması nedeniyle hazırlık hareketi sayılabileceği belirtilmiştir. (M. Koca–İ. Üzülmez; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6. Baskı, 2013, s. 393) Özetle; bir kimsenin suça teşebbüsten dolayı cezalandırılabilmesi için, yapılan hareketlerin objektif olarak suçun kanuni tanımında öngörülen sonucu meydana getirmeye elverişli olmasıyla birlikte, aracın fail tarafından bu sonucu gerçekleştirmeye uygun biçimde kullanılması, ancak failin elinde olmayan nedenlerle icra hareketlerinin tamamlanamaması ya da tamamlanmasına karşın, sonucun gerçekleşmemesi gerekir. Öte yandan 5237 sayılı TCK’nun “Gönüllü Vazgeçme” başlıklı 36. maddesinde; “Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır” şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir. Kanundaki tanım uyarınca gönüllü vazgeçme ile teşebbüs arasındaki ayrım şu şekilde özetlenebilir: Teşebbüs, suçun tamamlanması veya neticenin gerçekleşmesinin, failin elinde olmayan nedenlerle meydana gelmemesi olarak tanımlanmışken, gönüllü vazgeçmede failin iradi hareketi veya çabası ile icra hareketlerinin terkedilmesi ya da suçun tamamlanmasının önlenmesi sözkonusudur. Suç tamamlanmadan veya sonuca ulaşılmadan önce vazgeçme gerçekleştiğinden, gönüllü vazgeçme etkin pişmanlıktan da farklıdır. Etkin pişmanlık, suçun tamamlanmasından sonraki pişmanlığı düzenlemekte ve tamamlanan bir suçun yol açtığı zararın giderilmesi, eski hale getirilmesi ya da malın iadesini kapsamaktadır. Gönüllü vazgeçmenin şartları ve sonuçları TCK’nun 36. maddesinin gerekçesinde; “Gerek icra hareketleri aşamasında gerekse icra hareketlerinin bitmesinden sonra, failin suçu tamamlamaktan gönüllü olarak vazgeçmesini teşvik etmek modern suç politikasının temel araçlarından biridir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda sadece icra hareketlerinin devamı aşamasında kabul edilen gönüllü vazgeçme, icra hareketlerinin bittiği ancak neticenin meydana gelmediği olaylar bakımından da öngörülmüştür. Böylece suçun icrası sürecindeki bütün aşamalarda gönüllü vazgeçme mümkün hâle gelmektedir. Ancak icra hareketlerinin bitmesinden sonra gönüllü vazgeçmenin kabulü için, vazgeçenin suçun tamamlanmasını önlemek bakımından ciddi bir çaba göstermesi gerekmektedir. Gönüllü vazgeçme hâlinde kişiye ceza verilmemekte, ancak o ana kadar yapılan hareketler ayrıca bir suç oluşturuyorsa sadece o suçtan sorumlu tutulmaktadır. Suç bütün unsurlarıyla tamamlandıktan sonra örneğin çalınan eşyanın geri verilmesi veya kaçırılan kişinin serbest bırakılması hâllerinde, artık vazgeçme değil etkin pişmanlık söz konusudur…” biçiminde açıklanmıştır. Madde gerekçesinde de özenle vurgulandığı üzere, 765 sayılı TCK’nun uygulanmasında sadece icra hareketlerinin devamı aşamasında kabul edilen gönüllü vazgeçme, 5237 sayılı TCK’nun uygulanmasında icra hareketlerinin bittiği ancak neticenin meydana gelmediği olaylar bakımından da öngörülmüş, böylece neticenin meydana gelmesine kadar bütün aşamalarda gönüllü vazgeçmenin mümkün olduğu kabul edilmiştir. Öğretide; “Yeni TCK sisteminde, gönüllü vazgeçme; gerek icra hareketleri aşamasında, gerekse icra hareketlerinin bitmesinden sonra, failin suçu tamamlamaktan gönüllü vazgeçmesini ifade etmektedir. Suçun icrası tamamlanıncaya, neticenin ayrıca unsur oluşturduğu suçlarda, netice gerçekleşinceye kadar, gönüllü vazgeçme mümkündür… Vazgeçmenin gönülllü olması gerekir. Yani harhangi bir engel olmaksızın, pişmanlık duyarak kişinin suç işlemekten vazgeçmiş olması gerekir” (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, Ankara 2013, s.478)“Teşebbüs halinde faildeki suç işleme düşüncesi ve kastı sürmektedir. Gönüllü vazgeçmede ise fail eyleminden dönüp, suçun oluşmasını önlemeye çabalamaktadır. Kişilere pişman olma olanağı tanınması, onların suç işlemeden topluma kazandırılması, cezalandırılma ile elde edilecek yarardan çok daha faydalı görülmektedir. Kanunumuzda yer alan düzenlemenin temelinde, eylemin vazgeçme anına kadar icra edilmesi dolayısıyla bir haksızlık teşkil ettiği, ancak suç politikası gereği cezalandırılmak istenilmediği fikrinin yattığı söylenebilir. Bu husus madde metninde; vazgeçme halinde failin teşebbüsten dolayı cezalandırılmayacağı ve fakat tamam olan kısmın suç oluşturması durumunda o suçun cezası ile cezalandırılacağının açıklandığı cümlelerden anlaşılmaktadır” (Osman Yaşar – Hasan Tahsin Gökcan – Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 1. Cilt, Adalet Yayınevi 2. Bası, Ankara 2014, s. 1096), “İcra hareketlerinden vazgeçme negatif bir özelliğe sahiptir…Bu durumda failin soyut durması yetecek ve aktif bir davranış gerekmeyecektir. Suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini önlemek ise, pozitif bir özellik taşır; bir diğer deyişle sonucu önleyecek yeni bir faaliyetin icra edilmesini gerektirir” (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s.475),”Elde olmayan sebeplerle icra hareketlerinin tamamlanamaması veya neticenin gerçekleştirilememesi teşebbüsün kurucu unsurunu oluşturmaktadır. Buna göre icra hareketlerinin taamlanmaması veya neticenin gerçekleşmemesi failin elinde olan sebeplerden kaynaklanmışsa teşebbüsten söz edilmeyecektir. Gönüllü vazgeçme olarak nitelenen bu durum TCK’nun 36. maddesinde düzenlenmiştir” (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, Ankara 2013, s.412),“Fail, sonucu gerçekleştirebilme ve icra hareketlerini devam ettirebilme olanağına sahip olduğu halde, bunu ettirmemiş ise, vazgeçme gönüllüdür. Ancak, istediği halde, buna olanak bulunmadığı için hareketlerini devam ettirmemiş ise, vazgeçme gönüllü değildir” (Nur Centel – Hamide Zafer – Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, 3. Baskı, İstanbul 2005, s. 478) şeklindeki açıklamalarla gönüllü vazgeçmenin saptanmasında gözönüne alınacak kriterler ortaya konulmuştur. Yargısal kararlarda da, suç yolunda (iter criminis) ilerleyen sanık daha fazla ilerleme imkanına ve kanaatine sahip olduğu halde, suç yolunda ilerlemeyerek icrayı yarıda bırakmışsa ya da icra hareketleri tamamlandıktan sonra kendi çabası ile sonucun meydana gelmesini önlemişse vazgeçmenin gönüllü olduğu, buna karşılık fail icraya başlarken gözönünde tuttuğu ve hesaba kattığı risklerden başka bir faktör nedeniyle icra hareketlerine devam etmemişse ya da sonuca ulaşamamışsa vazgeçmenin gönüllü olmadığı, bu halde icra hareketleri failin elinde olmayan engelleyici nedenlerle bitirilemediğinden ya da sonuç failin elinde olmayan nedenlerle meydana gelmediğinden teşebbüsün sözkonusu olduğu vurgulanmıştır. Gerek öğreti gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda yer alan bu kabullere göre gönüllü vazgeçmenin varlığı için aranan şartlar şu şekilde sıralanabilir: 1- Öncelikle kasıtlı bir suçun işlenmesine yönelik olarak icra hareketlerine başlanmalı, 2- Suç tamamlanmadan önce vazgeçme gerçekleşmeli, 3- Vazgeçmenin konusu; icra hareketinin devamına, suçun tamamlanmasına ya da sonucun gerçekleşmesine yönelik bulunmalı yani sanık ya suçun icra hareketlerinden vazgeçmeli ya da kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini önlemeli, 4- Vazgeçme gönüllü olmalı yani fail suçun icra hareketlerini isteyerek terketmeli ya da suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini isteyerek önlemeli, 5- Suçun tamamlanmasının önlenmesi veya sonucun gerçekleşmesinin engellenmesi, failin çabalarıyla meydana gelmelidir. Sonuç başka bir nedenle önlenmiş ise kural olarak gönüllü vazgeçme oluşmayacak ve fail 5237 sayılı TCK’nun 36. maddesinden yararlanamaya- caktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın, olay günü ailece görüştükleri yalnız olduğunu bildiği katılanın evine gittiği ve evin havalandırılması için açık bırakılan kapısından içeriye girerek katılandan yorgun olduğunu söyleyip çay yapmasını istediği, katılanın ailece görüştükleri için sanığın bu isteğini kabul edip çayı demledikten sonra ev işlerine devam etmek için yatak odasına geçtiği, sanığın katılanın arkasından yatak odasına giderek katılana sarıldığı ve göğüslerini sıktığı, bağırmakta olan katılana “sus bağırma, sen bu işi yapıyormuşsun, birlikte yapalım” dediği, katılanın kurtulmak için sanığı iterek bağırmaya başlaması üzerine sanığın koridora çıktığı ve tekrar “senle yapalım” dediği, katılanın koridora doğru bir tahta fırlattığı, mutfağa doğru bıçak almaya yöneldiğinde sanığın evden çıkması ile fiilin sona erdiği olayda, sanığın katılana sarılmak ve katılanın göğüslerini sıkmak suretiyle icra hareketlerine başladığı, bu sırada katılana söylediği “sus bağırma, sen bu işi yapıyormuşsun, birlikte yapalım” sözleri ve koridorda birliktelik teklifini sürdürmesi sanığın kastının nitelikli cinsel saldırı suçuna ilişkin olduğu, fakat sanığın dosya kapsamı ve olay yerinin özelliklerine göre evde yalnız olan mağdureye karşı icra hareketlerini devam ettirebilme ve arzu ettiği sonucu gerçekleştirebilme imkanı var olduğu halde ciddi bir engel bulunmamasına karşın kemali isteği ile eylemine son vererek evden ayrıldığı, anlaşılmakla 5237 sayılı Kanunun 36. maddesi hükmü uyarınca eyleminin o ana kadar tamamlanmış kısmı olan basit cinsel saldırı suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi gerekmektedir. Bu itibarla; sanığın basit cinsel saldırı suçundan cezalandırılması gerektiğine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup, itirazın reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Genel Kurul Üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşıoy kullanmışlardır. SONUÇ: 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.05.2015 tarihinde yapılan ilk müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 09.06.2015 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Kast
Teşebbüs yalnızca kasıtlı suçlarda mümkündür. Taksirli suçlarda fail neticeyi istemediğinden, tamamlanamamış bir taksirli suçtan söz edilemez. Olası kastla işlenen suçlarda teşebbüsün mümkün olup olmadığı öğretide tartışmalıdır. Uygulamada teşebbüs çoğunlukla doğrudan kastla işlenen suçlarda kabul edilmektedir.
Elverişli hareketler
Failin kullandığı araç ve yaptığı hareketler, suçun kanuni tanımındaki fiili meydana getirmeye elverişli olmalıdır. Ceza Genel Kurulu, madde gerekçesine atıfla elverişliliğin yalnızca kullanılan araç bakımından değil, suçun konusu da dahil olmak üzere bütün fiil yönünden aranacağını belirtmiştir (aynı karar). Bu nedenle hiçbir koşulda netice doğuramayacak hareketler, kural olarak teşebbüs aşamasına ulaşmaz.
Doğrudan doğruya icraya başlama
Teşebbüsün başlangıç noktası, icra hareketlerine geçilmesidir. Hazırlık hareketleri kural olarak cezalandırılmaz. Örneğin bir suçta kullanılmak üzere alet temin etmek veya olay yerini gözlemlemek, tek başına teşebbüs oluşturmaz.
5237 sayılı Kanun’un gerekçesine göre “failin kastının şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkması” yolundaki sübjektif ölçüt bilinçli olarak kabul edilmemiştir. Bu ölçüt, kişinin yalnızca düşüncesi nedeniyle cezalandırılmasına yol açabilir. Kanun bunun yerine “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütünü benimsemiştir. Buna göre işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılmasıyla icraya başlanmış sayılır. Ceza Genel Kurulu da bu gerekçeyi esas almaktadır (aynı karar).
Hazırlık hareketlerinin istisnaen cezalandırıldığı hâller de vardır. Kanun koyucu bazı hazırlık hareketlerini bağımsız suç olarak tanımlamıştır. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (TCK m. 220) veya bazı suçlar için alet bulundurma bu niteliktedir.
Elde olmayan nedenler
Suçun tamamlanamaması failin iradesi dışında bir nedenden kaynaklanmalıdır. Mağdurun kaçması, üçüncü kişilerin müdahalesi, kolluğun yetişmesi veya silahın tutukluk yapması bu nitelikteki nedenlerdir. Fail kendi iradesiyle vazgeçerse teşebbüs değil, aşağıda açıklanan gönüllü vazgeçme söz konusu olur.
Ceza indiriminin belirlenmesi
TCK m. 35/2, indirimin “meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre” belirleneceğini öngörür. Bu ölçüt objektiftir. İndirim oranı; failin kişiliğine, pişmanlığına veya suçun işleniş biçimindeki genel özelliklere göre değil, somut olayda ortaya çıkan zarar veya tehlikenin büyüklüğüne göre belirlenir. Örneğin öldürmeye teşebbüste mağdurun hayati tehlike geçirip geçirmediği, yaralanmanın ağırlığı veya hiç yara oluşup oluşmadığı belirleyicidir.
Yargıtay, indirim oranının gerekçesiz belirlenmesini bozma nedeni saymaktadır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi, hırsızlığa teşebbüs nedeniyle yapılan indirimde oranın belirlenmesi için olay anlatımıyla yetinilmesini, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığına ilişkin bir gerekçe gösterilmemesini bozma nedeni yapmıştır.
Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2025/9006, K. 2025/20161, T. 18/11/2025
2. Ceza Dairesi 2025/9006 E. , 2025/20161 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2024/818 E., 2025/184 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Suça sürüklenen çocuk hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260/1. maddesi uyarınca temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu,7499 sayılı Kanun’un 22. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’a eklenen geçici 6. maddenin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi uyarınca temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Dosya içeriğine göre diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak; 1-Dairemizin 23.05.2023 tarihli ve 2021/87 52… /2976 Karar sayılı ilâmında “5237 sayılı Kanun’un 35/2 maddesinde “meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre” indirim oranlarının değerlendirileceğinin belirtildiği, somut olayda suça sürüklenen çocuğun kasadaki paraları çalmak amacıyla eline aldığı ancak tanıkların olay yerine gelmesi ile eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığı, tanıkların suça sürüklenen çocuk olay yerinden ayrıldıktan sonra şüphe üzerine kamerayı incelediklerinde suça sürüklenen çocuğun hırsızlık yaptıklarını anladıkları, suça sürüklenen çocuğun tüm aşamalarda üzerine atılı suçlamayı kabul ettiği nazara alındığında teşebbüs nedeniyle cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarının indirilebileceği, indirim oranının her somut olaya göre meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığına göre değerlendirilmesi gerekirken teşebbüs indirim oranının belirlenmesinde gerekçe gösterilmemesi” gerekçesiyle bozulduğu, bozma ilâmına karşı açıkça direnme kararı verilmemesine karşın “dosya kapsamı ve olayın gelişimi itibarıyla suça sürüklenen çocuğun kasaya yönelip parayı alacağı sırada içeri giren çalışanlar sebebi ile parayı alamadığı, eyleminin teşebbüs aşamasında kalmış olduğu göz önüne alınarak 5237 sayılı TCK’nın 35. maddesi uyarınca hakkında hükmolunan cezada takdiren 1/4 oranında indirim yapılmasına,” şeklindeki olay anlatımı ile gerekçe gösterilmeksizin teşebbüs indirim oranın belirlenmesi, 2- Suça sürüklenen çocuk hakkında teşebbüs nedeniyle indirim yapılırken indirim oranının 5237 sayılı Kanun’nun 35/2. maddesi uyarınca 2/4 olarak yazılması gerekirken 1/4 olarak yazılması, Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin Tebliğname’ye uygun olarak BOZULMASINA, dava dosyasının Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Uygulamada en az indirim (dörtte bir), zararın veya tehlikenin tamamlanmış suça çok yaklaştığı hâllerde; en fazla indirim (dörtte üç) ise tehlikenin düşük kaldığı hâllerde tercih edilir.
İndirimin hükmün diğer kısımlarına etkisi
Teşebbüs indirimi, sonuç cezayı belirlediği için hükümle ilgili başka kurumların uygulanıp uygulanamayacağını da doğrudan etkiler:
- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması: CMK m. 231/5’e göre hükmolunan ceza iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası ise, diğer şartların varlığı hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.
- Cezanın ertelenmesi: TCK m. 51/1 uyarınca iki yıl veya daha az süreli hapis cezası ertelenebilir. Bu sınır, suç tarihinde onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş kişiler bakımından üç yıldır.
- Seçenek yaptırımlar: TCK m. 49/2’ye göre hükmedilen bir yıl veya daha az süreli hapis cezası kısa süreli hapis cezasıdır ve m. 50 uyarınca adli para cezasına veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilebilir.
Bu nedenle indirim oranındaki fark, failin cezasını infaz kurumunda çekip çekmeyeceğini belirleyebilir. Örneğin tamamlanmış hâlinde üç yıl hapis cezası gerektiren bir suçta dörtte bir oranında indirimle iki yıl üç ay, yarı oranında indirimle bir yıl altı ay hapis cezasına ulaşılır. İkinci ihtimalde hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme gündeme gelebilirken birincisinde bu imkân kalmaz.

Kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama ayrımı
Teşebbüs hükümlerinin uygulamada en çok tartışıldığı alan, kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama arasındaki ayrımdır. Mağdur ölmediğinde failin kastının öldürmeye mi yoksa yaralamaya mı yönelik olduğu, dış dünyaya yansıyan olgulardan çıkarılır.
Yargıtay bu ayrımda; darbe sayısı ve şiddetini, hedef alınan vücut bölgesini, kullanılan aracın niteliğini ve failin eylemini sürdürmesine engel bir sebebin bulunup bulunmadığını birlikte değerlendirmektedir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, bu ölçütleri dikkate alarak suçun kasten öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirilmesinde isabetsizlik görmemiş ve hükmü düzelterek onamıştır.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2016/2911, K. 2016/3116, T. 15/06/2016
1. Ceza Dairesi 2016/2911 E. , 2016/3116 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi MÜŞTEKİ : … SUÇ : Kasten öldürmeye teşebbüs HÜKÜM : TCK.nun 81/1, 35/2, 29, 62 maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası TÜRK MİLLETİ ADINA 1- Dosya kapsamı, darbe sayısı ve şiddeti, hedef alınan vücut bölgesi, engel sebep bulunması nazara alınarak, mahkemenin suç vasfına dair kabul ve gerekçesinde isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamedeki bozma öneren düşünce benimsenmemiştir. 2-Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık …’ün mağdur …’a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, haksız tahrike ve takdire ilişen cezayı azaltıcı sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre bozma ilamına uyularak verilen hükümde düzeltme nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin meşru savunmaya, haksız tahrikin derecesine yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle, 24.11.2015 günlü Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 esas ve 2015/85 sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin iptal edilen bölümleri nazara alındığında mahkemenin bu madde ile yaptığı uygulama yasaya aykırı ise de, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, CMUK.nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hüküm fıkrasında yer alan 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün “Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki hususlar gözetilerek 5237 sayılı TCK’nun 53/1-2-3 maddelerinin tatbikine” şeklinde, değiştirilmesine karar verilmek suretiyle DÜZELTİLEN, hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA, 15/06/2016 gününde oybirliği ile karar verildi.
Bu ayrımın sonuçları büyüktür. Kasten öldürmeye teşebbüsten verilecek ceza on yıldan onsekiz yıla kadar hapis iken, kasten yaralamanın temel şeklinde ceza bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapistir (TCK m. 86/1).
Gönüllü vazgeçme (TCK m. 36)
TCK m. 36’ya göre fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü olarak vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını ya da neticenin gerçekleşmesini önlerse teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz. Ancak o ana kadar gerçekleştirilen hareketler başka bir suç oluşturuyorsa, yalnızca o suçun cezası verilir.
Ceza Genel Kurulu, yukarıda tam metni verilen kararında nitelikli cinsel saldırı kastıyla icra hareketlerine başlayan, ancak evde yalnız bulunan katılana karşı eylemini sürdürmesine ciddi bir engel bulunmamasına rağmen kendi isteğiyle eylemine son vererek evden ayrılan sanığın, gönüllü vazgeçme nedeniyle nitelikli cinsel saldırıya teşebbüsten değil, tamamlanmış kısım olan basit cinsel saldırı suçundan cezalandırılması gerektiğine oy çokluğuyla karar vermiştir.
Gönüllü vazgeçme ile teşebbüs arasındaki ayrım, vazgeçmenin failin serbest iradesine dayanıp dayanmadığına göre yapılır. Yakalanma korkusu, kolluğun yaklaştığını görme gibi dış etkenler belirleyiciyse, vazgeçme gönüllü sayılmaz ve teşebbüs hükümleri uygulanır. Birden fazla kişinin katıldığı suçlarda gönüllü vazgeçme TCK m. 41’de ayrıca düzenlenmiştir.
Teşebbüsün mümkün olmadığı hâller
Taksirli suçların yanı sıra, kanun tanımında yalnızca bir hareketin yapılmasını yeterli gören bazı suçlarda da teşebbüs kural olarak mümkün değildir. Hareketin yapılmasıyla suç tamamlandığından ayrıca bir teşebbüs aşaması kalmaz. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ağır neticeye teşebbüs de söz konusu olmaz. Çünkü ağır netice bakımından failin kastı aranmaz.
Sıkça Sorulan Sorular
Teşebbüs hâlinde ceza ne kadar indirilir?
Süreli hapis ve adli para cezalarında, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre dörtte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır. Müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları için ise TCK m. 35/2’de ayrı aralıklar öngörülmüştür.
İndirim oranına itiraz edilebilir mi?
İndirim oranı hükmün bir parçasıdır ve istinaf ile temyiz yoluyla denetlenir. Oranın gerekçesiz belirlenmesi veya zarar ve tehlikenin ağırlığıyla orantısız olması kanun yolunda ileri sürülebilir.
7550 sayılı Kanun’dan önce işlenen suçlarda hangi aralıklar uygulanır?
TCK m. 7/2 uyarınca lehe olan kanun uygulanır. Değişiklik öncesindeki daha düşük aralıklar, önceki tarihte işlenen suçlar bakımından esas alınır.
Hazırlık hareketleri hiçbir zaman cezalandırılmaz mı?
Kural olarak cezalandırılmaz. Ancak kanun koyucunun bağımsız suç olarak tanımladığı hazırlık hareketleri, kendi suç tipine göre cezalandırılır.
Sonuç
Suça teşebbüs; kast, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlama ve suçun failin elinde olmayan nedenlerle tamamlanamaması şartlarının birlikte gerçekleşmesini gerektirir. Ceza indirimi, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre ve gerekçesi gösterilerek belirlenmelidir. Failin kendi iradesiyle vazgeçmesi hâlinde ise teşebbüsten ceza verilmez. Yalnızca tamamlanan kısım bir suç oluşturuyorsa o suçtan sorumluluk doğar. Somut dosyaya ilişkin değerlendirme için büromuzla iletişime geçilebilir.
Mevzuat: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut durumunuz için hukuki destek alınız.
