Ceza infaz kurumlarına hangi eşyanın girebileceği, kurum güvenliği ve düzeni bakımından sıkı biçimde sınırlanmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) m. 297, belirli eşyaların infaz kurumuna veya tutukevine sokulmasını ve orada bulundurulmasını ayrı bir suç olarak düzenler. Suçun faili yalnızca hükümlü veya tutuklu değildir. Ziyaretçiler, avukatlar, kurum personeli ve kuruma mal teslim eden kişiler de bu suçu işleyebilir.
KISA CEVAP
- Birinci fıkra: silah, uyuşturucu veya uyarıcı madde ve elektronik haberleşme aracı (cep telefonu, SIM kart) sokmak veya bulundurmak iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası gerektirir (TCK m. 297/1).
- İkinci fıkra: alkol, kumar malzemesi, yeşil reçeteli ilaç, ses ve görüntü alma araçları gibi eşyalar bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası gerektirir (TCK m. 297/2).
- Suç hükümlünün veya tutuklunun muhafazasıyla görevli kişilerce işlenirse ceza bir kat artırılır (TCK m. 297/3).
- Yasak eşyayı yanında bulunduran veya kullanan hükümlü ya da tutuklu, eşyayı kimden ve nasıl elde ettiğini bildirirse ceza yarı oranında indirilir (TCK m. 297/4).
- Girişte aramada yakalanan ziyaretçi bakımından Yargıtay 8. Ceza Dairesi eylemin teşebbüs aşamasında kaldığını kabul etmektedir.
- Ortak alanda bulunan eşyada sanıkla eşya arasındaki hâkimiyet ilişkisi somut delillerle kurulamıyorsa mahkûmiyet verilemez (Yargıtay Ceza Genel Kurulu).
Suçun iki ayrı grubu
Birinci fıkra: silah, uyuşturucu ve elektronik haberleşme aracı
İnfaz kurumuna veya tutukevine silah, uyuşturucu veya uyarıcı madde ya da elektronik haberleşme aracı sokan veya bulunduran kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır (TCK m. 297/1).
Uygulamada bu fıkranın en sık konusu cep telefonu, SIM kart ve bunların parçalarıdır. Eşyanın kendisinin temin edilmesi veya bulundurulması ayrıca bir suç oluşturuyorsa, örneğin uyuşturucu madde veya ruhsatsız silah söz konusuysa, fikri içtima hükümlerine göre belirlenen ceza yarı oranında artırılır.
İkinci fıkra: diğer yasak eşyalar
Birinci fıkra kapsamı dışında kalan şu eşyaların kuruma sokulması, burada bulundurulması veya kullanılması bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasını gerektirir (TCK m. 297/2):
- Firarı kolaylaştırıcı her türlü alet ve malzeme,
- Her türlü saldırı ve savunma araçları ile yangın çıkarmaya yarayan malzeme,
- Alkol içeren her türlü içecek,
- Kumar oynanmasına olanak sağlayan eşya ve malzeme,
- TCK m. 188 kapsamındaki suçlar saklı kalmak üzere yeşil reçeteye tabi ilaçlar,
- Kurum idaresince incelenmek üzere alınanlar hariç, mahkemelerce yasaklanmış veya suç örgütlerini temsil eden yayın, afiş, pankart, resim, sembol, işaret, doküman ve benzeri malzemeler ile örgütsel haberleşme araçları,
- Yetkili makamlarca izin verilenler hariç, ses ve görüntü almaya yarayan araçlar.
İkinci fıkrada “kullanmak” da seçimlik hareketler arasında sayılmışken birinci fıkrada yalnızca “sokmak” ve “bulundurmak” yer alır. Bu fark, aşağıda açıklanan Yargıtay uygulamasında önem kazanır.

Elektronik haberleşme aracı kavramı
Kanun “elektronik haberleşme aracı” ifadesini tanımlamamıştır. Cep telefonu, akıllı saat ve SIM kart bu kavramın tipik örnekleridir. Tek başına haberleşme sağlamayan şarj aleti, kulaklık veya batarya gibi parçaların birinci fıkra kapsamında olup olmadığı ise eşyanın niteliğine ve kurum içinde bir haberleşme aracıyla birlikte kullanılmaya elverişli olup olmadığına göre değerlendirilir. Bu nedenle ele geçirilen eşyanın tutanakta ayrıntılı olarak tarif edilmesi ve gerekirse bilirkişi incelemesine konu edilmesi, suç vasfının doğru belirlenmesi bakımından önemlidir.
Kast ve “unutma” savunması
Suç ancak kasten işlenebilir. Ziyaretçinin cep telefonunu cebinde unuttuğunu ileri sürmesi uygulamada sık rastlanan bir savunmadır. Bu savunmanın değerlendirilmesinde girişteki uyarı levhaları, görevlilerin ziyaretçiye yasak eşya bulunup bulunmadığını sorup sormadığı, eşyanın nerede ve nasıl saklandığı dikkate alınır. Aşağıda açıklanan 2025 tarihli Yargıtay kararına konu olayda, defalarca sorulmasına ve uyarı yazısına rağmen telefonun bildirilmemesi, kastın varlığını gösteren olgular arasında yer almıştır. Eşyanın astar içine dikilmesi veya yiyecek içine gizlenmesi gibi durumlar ise unutma savunmasıyla bağdaşmaz.
Nitelikli hâl ve etkin pişmanlık
Muhafaza görevlileri. Suçun hükümlü veya tutukluların muhafazasıyla görevli kişiler tarafından işlenmesi hâlinde ceza bir kat artırılır (TCK m. 297/3). Bu durumda birinci fıkra kapsamındaki eşya için ceza dört yıldan on yıla kadar hapse ulaşır.
Bilgi veren hükümlü veya tutuklu. Yasak eşyayı yanında bulunduran veya kullanan hükümlü ya da tutuklu, eşyayı kimden ve nasıl elde ettiğini bildirirse ceza yarı oranında indirilir (TCK m. 297/4). İndirim yalnızca hükümlü ve tutuklular için öngörülmüştür. Eşyayı kuruma sokmaya çalışan ziyaretçi bu hükümden yararlanamaz.
Yargıtay uygulamasında öne çıkan sorunlar
Girişte yakalanan ziyaretçi: tamamlanmış suç mu, teşebbüs mü?
Ziyaretçilerin giriş aramasında cep telefonuyla yakalanması en sık rastlanan durumdur. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, hükümlü kardeşini ziyarete gelen ve defalarca sorulmasına ve girişteki uyarı yazısına rağmen montunun cebinde çalışır durumda cep telefonu ve SIM kart X-ray cihazında tespit edilen kişi hakkında, eşyanın kuruma giriş sırasında ele geçirildiğini ve eylemin teşebbüs aşamasında kaldığını belirtmiştir. Daire, tamamlanmış suçtan hüküm kurulmasını kanun yararına bozmuştur.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2024/23736, K. 2025/4082, T. 21/05/2025
8. Ceza Dairesi 2024/23736 E. , 2025/4082 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/115 Esas, 2023/197 Karar SUÇ : İnfaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokmak İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması …Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.03.2023 tarihli ve 2023/115 Esas, 2023/197 Karar sayılı kararıyla hükümlü hakkında infaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokmak suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 297/1, 62/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükmün, 08.06.2023 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun’un) 309/1. maddesi uyarınca, 17.09.2024 tarihli ve 2024/2338 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 02.10.2024 tarihli ve KYB-2024/96297 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 02.10.2024 tarihli ve KYB-2024/96297 sayılı kanun yararına bozma isteminin; “Dosya kapsamına göre, sanığın olay günü saat 12:30 sıralarında, kardeşini görmek için …Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna geldiği, giriş işlemlerini yaptırdığı sırada görevlilerce üzerinde telefon olup olmadığının sorulduğu, sanığın hayır cevabını verdiği ancak sanığın montunun X-ray cihazından geçirilmesi üzerine, montunun cebinden adli emanetin 2017/13897 sırasında kayıtlı, Nokıa marka (IMEİ:358637046458284) cep telefonunun ve içerisinde 0545 894 7602 numaralı sim kartın ele geçirildiğinden bahisle tamamlanmış suç hükümlerine göre hüküm kurulmuş ise de, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 19/01/2023 tarihli ve 2021/1266 esas, 2023/146 sayılı kararında belirtilen ”.. Sanığın montunun cebinde 5 adet cep telefonu sim kartı,1 adet hafıza kartı ve adaptörün ele geçtiğine ilişkin tutanak, …A.Ş’nin yazı cevabı, sim kartlardan birinin henüz kullanılmadığına dair Mahkeme gözlemi, sanığın ikrarı ve tüm dava dosyası kapsamındaki deliller birlikte değerlendirildiğinde; sanığın ceza infaz kurumunda bulundurulması yasak nitelikte olan suça konu eşyaları ceza infaz kurumuna sokmaya çalıştığı ve eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmıştır..” şeklindeki açıklama karşısında, sanık hakkında teşebbüs hükümleri uygulanarak karar verilmesi yerine, yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmemiştir.” Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE İnceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde, olay tarihinde, hükümlü …’nın, …Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda hükümlü olarak bulunan kardeşi Emrah Kara’yı ziyaret için infaz kurumuna giriş yaptığı sırada, infaz koruma memurlarınca defalarca üzerinde cep telefonu olup olmadığının sorulmasına ve girişte uyarı yazısı bulunmasına rağmen, montunun X-Ray cihazından geçirilmesi üzerine montunun cebinden çalışır vaziyette bir adet cep telefonu ile sim kartın ele geçirildiği olayda, hükümlünün ceza infaz kurumunda bulundurulması yasak nitelikte olan suça konu eşyaları ceza infaz kurumuna sokmaya çalıştığı, eşyaların kuruma giriş sırasında ele geçirildiği dolayısıyla eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmakla, Mahkemesince tamamlanmış suçtan hüküm kurulmak suretiyle hükümlü hakkında fazla ceza tayini Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür. III. KARAR 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, 2. …Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.03.2023 tarihli ve 2023/115 Esas, 2023/197 Karar sayılı sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309/3. maddesi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 5271 sayılı Kanun’un 309/4-b maddesi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.05.2025 tarihinde karar verildi.
Aynı Daire, montunun cebinde SIM kartlar, hafıza kartı ve adaptörle girişte yakalanan sanık hakkında teşebbüs hükümlerinin uygulandığı mahkûmiyeti de onamıştır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/1266, K. 2023/146, T. 19/01/2023
8. Ceza Dairesi 2021/1266 E. , 2023/146 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 … maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 … maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, sanığın yokluğunda verilen ve 15.07.2015 tarihinde tebliğ edilen hükmü, adli tatil içerisinde 24.07.2015 tarihinde temyiz ettiğinin anlaşılması karşısında, temyiz isteminin süresinde olduğu,aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 15.02.2015 tarihli iddianamesi ile infaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 297 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır. 2. Aliağa 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin, 15.07.2015 tarihli ve 2015/254 Esas, 2015/678 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında infaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 297 nci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, 35 … maddenin ikinci fıkrası, 62 nci maddesi, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz istemleri; 1.Eksik inceleme ile karar verildiğine. 2. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR 1.Dava konusu olay, sanığın başka suçtan hükümlü olarak İzmir 3 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda cezasını infaz eden oğlunu 30.12.2014 tarihindeki açık görüşte ziyaret edeceği esnada X-… cihazından geçen montunun ceplerinde yapılan detaylı aramada 5 adet cep telefonu sim kartı, 1 adet hafıza kartı ve adaptörü tespit edilerek sanığın bu eşyaları ceza infaz kurumuna sokmaya çalıştığı iddiasına ilişkindir. 2. Sanığın montunun cebinde 5 adet cep telefonu sim kartı, 1 adet hafıza kartı ve adaptörünün bulunduğuna ilişkin cezaevi infaz kurumu görevlilerince düzenlenen 30.12.2014 tarihli tutanak düzenlenmiştir. 3. Vodafone A.Ş’nin 17.04.2015 tarihli yazı cevabıyla; suça konu sim kartlardan 8990……..0756 nolu sim kartın suç tarihi itibarıyla kullanıma açık ve aktif olduğu belirtilmiştir. 4. Mahkemece adli emanette kayıtlı suça konu eşyalara ilişkin yapılan gözlemde; Avea marka sim kartın hiç kullanılmamış olduğu belirlenmiştir. IV. GEREKÇE 1. Sanığın montunun cebinde 5 adet cep telefonu sim kartı,1 adet hafıza kartı ve adaptörün ele geçtiğine ilişkin tutanak, Vodafone A.Ş’nin yazı cevabı, sim kartlardan birinin henüz kullanılmadığına dair Mahkeme gözlemi,sanığın ikrarı ve tüm dava dosyası kapsamındaki deliller birlikte değerlendirildiğinde; sanığın ceza infaz kurumunda bulundurulması yasak nitelikte olan suça konu eşyaları ceza infaz kurumuna sokmaya çalıştığı ve eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmıştır. 2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın kararın eksik inceleme ile verildiğine,usul ve yasaya aykırı olduğuna dair temyiz sebepleri yerinde görülmeyerek reddedilmiştir. 2/3 V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Aliağa 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin, 15.07.2015 tarihli ve 2015/254 Esas, 2015/678 Karar sayılı kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanığın temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.01.2023 tarihinde karar verildi.
Teşebbüs hâlinde ceza, TCK m. 35/2 uyarınca meydana gelen zararın veya tehlikenin ağırlığına göre dörtte birden dörtte üçe kadar indirilir. Bu indirim, sonuç cezanın iki yılın altına düşmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının gündeme gelmesine yol açabilir.
Telefonu kullanan hükümlü bulundurmaktan sorumlu mu?
Birinci fıkrada “kullanma” seçimlik hareket olarak sayılmamıştır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi bu konuda, bulundurmanın amacının kullanmak veya kullandırmak olduğunu, belli bir süre ve sıklığa ulaşan kullanmanın bulundurmayı da kapsadığını kabul etmiştir. Daire, kuruma sokulan üç cep telefonuyla farklı tarihlerde çok sayıda görüşme yaptığı HTS kayıtlarıyla belirlenen hükümlüler hakkında verilen beraat kararlarını bozmuştur.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2019/14194, K. 2021/1100, T. 27/01/2021
8. Ceza Dairesi 2019/14194 E. , 2021/1100 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇLAR : İnfaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokma HÜKÜMLER : Beraat Gereği görüşülüp düşünüldü: TCK.nın 297. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen infaz kurumuna yasak eşya sokma suçunun oluşabilmesi için maddede sayılan silah, uyuşturucu veya uyarıcı madde veya elektronik haberleşme araçlarının infaz kurumuna sokulması veya bulundurulması gerektiği, yasal düzenlemelerin sarahatine göre her ne kadar 765 sayılı TCK’da “kullanmak” bu suçun maddi unsuru kapsamında seçimlik hareketlerden biri olarak sayılmış iken, 5237 sayılı TCK’da yasak eşya sokmak, bulundurmak suç sayılmış, ancak “kullanmak”tan bahsedilmemiş ise de, Suçun maddi unsuru infaz kurumuna silah, uyuşturucu veya uyarıcı madde veya elektronik haberleşme aleti sokmak veya bulundurmaktır. Bulundurmaktan amaç kullanmak ve/veya kullandırmaktır. Bulundurmak her zaman kullanmayı gerektirmese de, kullanma fiilinin niteliği gereği bulundurmayı gerektirmektedir. Belli oranda süre ve sıklığa ulaştığında bulundurmayı da kapsadığının kabulü gerektiği, Somut olayda sanıkların, … K2 Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulundukları sırada, sanık … tarafından cezaevine sokulduğu anlaşılan 3 adet cep telefonu ile geriye dönük olarak çıkartılan HTS kayıtlarının incelenmesinde; tüm sanıkların suça konu cep telefonları ile birden fazla kişi ile farklı tarihlerde birçok görüşme yaparak bu telefonları kullandıkları anlaşıldığı ayrıca sanıkların kendi savunmalarına göre de telefonlarla arama yaptıklarını beyan etmeleri karşısında, sanıkların mahkumiyetleri yerine yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi, Yasaya aykırı, Cumhuriyet Savcılarının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 27.01.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Buna karşılık bir kez ve kısa süreli kullanımın bulundurma sayılıp sayılmayacağı, somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir.
Ortak alanda bulunan eşya
Koğuşta veya kurum bahçesinde bulunan eşyanın kime ait olduğu her zaman açık değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, kurum bahçesinde dış duvar yanında portakal kabuğuna sarılı olarak bulunan cep telefonunun rehberindeki bazı numaraların sanığın üzerinde çıkan kâğıtta yer alması nedeniyle mahkûm edilen hükümlü hakkında, suçun şüphe boyutunda kaldığını belirterek beraat kararı verilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Karar, ortak alanda bulunan eşya bakımından sanıkla eşya arasındaki fiilî hâkimiyet ilişkisinin somut delillerle kurulması gerektiğini göstermektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2013/620, K. 2014/419, T. 14/10/2014
Ceza Genel Kurulu 2013/620 E. , 2014/419 K. “İçtihat Metni” Mahkemesi : KANDIRA Asliye Ceza Günü : 19.06.2009 Sayısı : 293-276 İnfaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokma veya bulundurma suçundan sanık A.. B..’ın 5237 sayılı TCK’nun 297/1, 62, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin, Kandıra Asliye Ceza Mahkemesince verilen 19.06.2009 gün ve 293-276 sayılı hükmün sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 14.02.2013 gün ve 11418-2339 sayı ile oyçokluğuyla onanmasına karar verilmiş, Daire Üyesi C.Ö.; “İnfaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokma suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hükmün onanmasına dair sayın çoğunluğun görüşlerine katılmıyorum. Şöyle ki; 04.12.2006 tarihinde Kandıra A 1 Tipi Kapalı Cezaevinde arama yapılmış, 2. koğuşta kalan sanık üzerinde telefon numaraları yazılı bir kağıt ele geçmiş, aynı aramada cezaevi bahçesinde dış duvar yanında portakal kabuğu ve kağıda sarılı bir cep telefonu bulunmuştur. Telefonun rehberindeki bazı numaraların sanıkta bulunan telefon listesinde de yer aldığı belirlenmiştir. Olay yeri basit krokisi ve tanık beyanlarına göre cep telefonunun bulunduğu yere, telefonun sanığın bulunduğu koğuştan atılması mümkün değildir. Sanık 11.09.2006 – 02.04.2007 tarihleri arasında cezaevinde kalmıştır. Telefon hattı, sanığa ait değildir. İletişimin tespiti kayıtları 23.07.2006 ve 04.12.2006 tarihleri arasını içermekte olup, sanıktan elde edilen listede yer alan numaralarla yapılan görüşmeler sanığın cezaevine girdiği tarihten daha öncesine aittir. Görüşme yapılan kişilerden dinlenen tanıklar da sanık ile görüşme yapmadıklarını söylemektedirler. Bu tanıkların sanığın akrabası olduğuna dair dosyada bir delil de bulunmamaktadır. Dolayısıyla sanığın cezaevinde bulunduğu sürede üzerinde yer alan telefon listesindeki telefon numaraları ile aramada ele geçen telefon hattı ile görüşme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Yerel mahkeme delilerin değerlendirmesi sonucunda varsayıma dayalı olarak, HTS kayıtlarına göre sanığın üzerindeki rehberde isimleri bulunan bazı şahısların arandığı, sanığın koğuşundan telefonun bulunduğu duvarın dibine telefon atmak mümkün değil ise de, cezaevinde koğuşlar arası geçişler esnasında telefonun el değiştirebileceği, yine çok sayıda kişi arandığından bu telefonu farklı farklı kişilerin kullanmış olabileceği düşüncesiyle, sanığın bahsi geçen telefon ve hattı cezaevinde kullandığı ve aramadan önce başka koğuştakiler yardımıyla cezaevi dışına telefonu attığı kanaatine varmıştır. Oysa yapılan görüşme tarihlerinde sanık cezaevinde değildir. Bu nedenle sanığın suça konu yasak eşyayı cezaevinde bulundurduğu veya kullandığının kabulü mümkün değildir. İnfaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokma suçunda infaz kurumuna veya tutukevine silah, uyuşturucu veya uyarıcı madde ile elektronik haberleşme aracı sokan veya bulunduran kişi cezalandırılmaktadır. TCK’nun 297/1. maddesinde kullanma eylemi cezalandırılmamıştır. Sanık telefonu cezaevine sokarken yakalanmadığı gibi yerel mahkeme sanığı elektronik haberleşme aracını cezaevinde bulundurduğundan cezalandırmıştır. Bulundurma yasak eşyanın kişinin üzerinde veya hakimiyet alanında tutulması halinde gerçekleşir. Bulundurma kavramı devamlılığı içermektedir. Başka bir kişinin telefonunu bir iki kez kullanan kişinin eylemi bulundurma olarak kabul edilemez. Kaldı ki sanığın cezaevinde kaldığı tarihleri arasında görüşmeler yaptığı da kanıtlanmamıştır. Sonuç olarak cep telefonunun sanığın üzerinde veya hakimiyet alanında ele geçmemesi, telefonun bulunduğu yere yasak eşyanın sanığın bulunduğu koğuştan atılmasının mümkün olmaması, sanığın telefonu koğuşlar arası geçişler yardımıyla cezaevi dışına atmasının bir varsayıma dayanması, sanığın üzerinde ele geçen kağıttaki telefon numaraları ile telefon rehberindeki bazı numaralarla yapılan görüşmelerin sanığın cezaevine girdiği tarihten önceye ait olması, bu görüşmelerin sanığın cezaevinde bulunduğu tarihleri arasında yapılması halinde bile görüşmeleri sanığın yaptığına dair kesin bir kanıt oluşturmaması hususları değerlendirildiğinde, sanığın infaz kurumunda elektronik haberleşme aracı bulundurduğuna dair yeterli ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraatine karar verilmesi görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun mahkumiyet kararının onanmasına ilişkin görüşlerine karşıyım” düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 30.04.2013 gün ve 310070 sayı ile; “…Somut olayda, yasak eşya sanığın üzerinde ya da şahsi dolabı gibi hususi bir mekanda değil, koğuştan atılamayacak mesafe ve yerdeki dış duvar dibinde bulunmuştur. Sanık suçlamayı kabul etmemiştir. Sanığın yasak eşyayı kullandığı ve/veya bulundurduğuna dair tanık beyanı yoktur. Sadece telefonun rehberindeki numaralardan bazıları ile sanığın üzerinde bulunan kağıda yazılı listedeki bazı numaralar örtüşmektedir (Örtüşmeyen numaralara ne denilecektir?). Bu örtüşme olsa olsa sanığın bu telefonla görüşme yaptığına delalet eder. Sanığın telefonla görüşmeler yapması bunu ceza infaz kurumuna soktuğu ya da bulundurduğu anlamına gelmez (keza, mahkemenin kabulü de, sanığın telefonu cezaevinde kullandığı yolundadır. Bulundurduğu veya soktuğu yolunda değildir. Muhtemelen mahkeme kullanma halinde de suçun oluşacağı düşüncesiyle, suç unsurları konusunda yanılmaktadır). Koğuştaki başka bir hükümlü veya tutuklunun bulundurduğu telefonu kullanmak pekâlâ mümkündür. Sonuç olarak, cep telefonunun sanığın üzerinde veya hakimiyet alanında ele geçmemesi, telefonun bulunduğu yere yasak eşyanın sanığın bulunduğu koğuştan atılmasının mümkün olmaması, sanığın telefonu koğuşlar arası geçişler yardımıyla cezaevi dışına atmasının bir varsayıma dayanması, telefon görüşmelerin sanığın cezaevinde bulunduğu tarihlerde yapılması halinde bile, bunun görüşmeleri sanığın yaptığına dair kesin bir kanıt oluşturmaması, sanık cezaevine girdikten sonra telefonun aktif kullanılmaması, içindeki hat abonesinin sanık olmaması, tanıkların sanıkla görüşme yapmadıklarını söylemeleri, sanığın istikrarlı şekilde suçlamayı reddetmesi, içeri soktuğu ancak şarzı bittiği için kullanamadığı fikrinin yine anlatıldığı şekilde doğru olmaması, içeri soktuğu telefonu yaklaşık 3 ay bir kimseyi aramak için kullanmamasının ya da aranmamasının hayatın olağan akışına uymayacağı, sanığın üstündeki kağıtta yazılı numaraların çoğunun telefon rehberinde bulunmaması, bu şekilde cihazı ambalajlamanın bir süre gerektirmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın infaz kurumunda elektronik haberleşme aracı bulundurduğuna dair mahkumiyet hükmü kurulmasına yetecek ölçüde kesin, somut, yeterli ve inandırıcı deliller elde edilemediğinden beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde mahkumiyetine karar verilmesi yasaya aykırı olduğundan hükmün bozulmasına karar verilmesi gerektiği” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur. 5271 sayılı CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 18.06.2013 gün ve 4792-9663 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı infaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokma veya bulundurma suçunu işleyip işlemediğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 04.12.2006 tarihinde Cumhuriyet savcısının katılımı ile jandarma tarafından Kandıra A-1 Tipi Kapalı Cezaevinde yapılan aramada 2. koğuşta kalan sanığın üzerinde telefon numaraları yazılı A4 büyüklüğünde bir kağıdın ele geçirildiği, Aynı arama sırasında cezaevi bahçesinde koli bantları ile sarılmış bir paketin içinde portakal kabuğu ve gazete kağıdına sarılı Nokia 1100 marka cep telefonu, 2 adet batarya ve sim kartının bulunduğu, telefon açıldığında rehberde yer alan 8 numaradan 3 adedinin (sıbıç, uğur, ümer bay olarak kayıtlı olan) sanıkta ele geçirilen telefon listesindeki numaralardan olduğunun tespit edildiği, Olay yeri basit krokisi ve alınan tanık beyanlarına göre, cep telefonunun bulunduğu yere, sanığın kaldığı 2. koğuştan atılmasının mümkün olmadığı, Cep telefonu ile birlikte ele geçen 536 638 26 05 nolu hattın, hakkındaki beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşen B.. Ö.. isimli kişi adına kayıtlı olduğunun tespit edildiği, Sanığın infaz kurumuna 11.09.2006 günü saat 15.00’te girdiği ve 02.04.2007 tarihinde tahliye olduğu, Ele geçen cep telefonu ve telefon hattı ile yapılan görüşmelere ait kayıtların incelenmesinde; 1-Sanıkta ele geçen A4 büyüklüğündeki kağıtta “Ali” olarak yazılı 537 326 9. .. nolu numara ile 11.09.2006 günü saat 00.18 ve 10.40’da, 2-Kağıtta “sıbıç” olarak yazılı 542 557 6. .. nolu numara ile 11.09.2006 günü saat 10.52′ de, 3-Kağıtta “ekran” olarak yazılı 536 274 0. .. nolu numara ile 11.09.2006 günü saat 10.50, 13.48 ve 14.26′ da, 4-Kağıtta “sç.” olarak kayıtlı 546 850 3. .. nolu numara ile 11.09.2006 günü saat 02.50, 02.51, 13.27, 13.31 ve 13.58′ de görüşmeler yapıldığı, Bu telefonla yapılan en son görüşmenin sanığın cezaevine girdiği gün olan 11.09.2011 tarihinde saat 14.26′ da yapıldığı, bu tarihten sonra değişik tarihlerde çeşitli servislerden kısa mesaj(sms) alındığı, Suça konu cep telefonunda kayıtlı bulunan gönderilen mesajların çözümüne ilişkin bilirkişi raporuna göre; telefonda kayıtlı üç farklı numaraya gönderilen toplam 8 adet kısa mesajın olduğu, örneğin; 543 973 06 .. nolu numaraya; “İyi günler samimi olarak söylüyorum ama bana oyun veya dalga geçmekse ne olur öyle yapmayın üzülürüm”, “Gerçek adın Ayşegül mü? Cuma Kaynarca’ya gelecek misin? Gelirsen seni nasıl tanırım veya sen beni, ben sizin çocukla papazım”, “Güzel kız iftarda ne yapıyorsun? Yemeğe bizi de çağır, ben iftarda Kandıra’dayım, hasta götürüyorum” şeklinde kısa mesaj gönderildiği, kısa mesaj tarihlerinin telefonun özelliğinden dolayı kayıtlı olmaması nedeniyle belirlenemediği, kısa mesaj gönderilen numaraların hiçbirisinin sanıkta ele geçen kağıtta kayıtlı olmadığı, Yerel mahkeme tarafından telefonda yer alan gelen kısa mesajların incelenerek duruşma tutanağına geçirildiği, buna göre; 12.09.2006, 13.09.2006, 15.09.2006, 17.09.2006, 26.09.2006 tarihlerinde bu telefona çeşitli kısa mesajlar geldiği, örneğin; 26.09.2006 günü saat 18.31’de 543 973 06 .. nolu numaradan; “Benim de misafirim var iftara ama ben biraz rahatsızlandım yatıyorum, hastamıza da geçmiş olsun, yemeğe cğrır msn dmssin, ne demek cğrririm bir akşam gelirsin yakışıklı” şeklinde kısa mesaj geldiği, gelen kısa mesajlarda mesajı gönderen telefon numaralarının hiçbirisinin sanıkta ele geçen kağıttaki numaralarla uyumlu olmadığı, Sanığın savunmasındaki beyanları üzerine yapılan araştırmada; Kandıra Kapalı Cezaevinde 12.03.2007 tarihinde Ericson marka cep telefonu ve sim kartı ele geçmesinden dolayı Kandıra C.Başsavcılığının 10.09.2007 gün ve 358-362 sayılı iddianamesi ile, şüpheli İbrahim Tütüncü hakkında TCK’nun 297/1 maddesi uyarınca kamu davası açıldığının belirlendiği, Anlaşılmaktadır. Hakkındaki beraat hükmü temyiz edilmeyerek kesinleşen ve sanıkta ele geçen telefon hattının kayıtlara göre sahibi olan B.. Ö.. alınan ifadesinde; 6 sene evvel minibüsçülük yaptığı sırada 2 adet telefon hattı olduğunu, bir tanesini kaybettiğini, kaybettiği telefon hattının cezaevine nasıl girdiğini bilmediğini beyan etmiş, Suça konu cep telefonu ile görüşme yapılan kişilerden dinlenen tanıklar N.. D.., A.. H.. ve Ö.. K.. da sanık ile telefon görüşmesi yapmadıklarını söylemişler, Sanık Cumhuriyet savcılığında; üzerinde ele geçen kağıtta yazılı numaraların arkadaşlarının telefon numaraları olduğunu, onların isimlerini ve cep telefonu numaralarını unutmamak için kağıda yazdığını, aynı gün ele geçen cep telefonu ve sim kartın kendisine ait olmadığını ifade etmiş, Mahkemede; cezaevine girdiğinde ve kaldığı sürede İbrahim Tütüncü isimli kişide cep telefonu olduğunu, bu kişi hakkında telefonu yakalattığı için tutanak tutulduğunu, telefonun sahibi olan İbrahim ile anlaşamadığını ve İbrahim’in insanları para karşılığı görüştürdüğü için kendisinin görüşemediğini, cezaevinden kimseyi telefonla aramadığını savunmuştur. 5237 sayılı TCK’nun “İnfaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokmak” başlıklı 297. maddesinin birinci fıkrası; “İnfaz kurumuna veya tutukevine silah, uyuşturucu veya uyarıcı madde veya elektronik haberleşme aracı sokan veya bulunduran kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun konusunu oluşturan eşyanın, temin edilmesi veya bulundurulması ayrı bir suç oluşturduğu takdirde; fikri içtima hükümlerine göre belirlenecek ceza yarı oranında artırılır” şeklindedir. Bu düzenlemeye göre suçun oluşabilmesi için iki seçimlik hareket öngörülmüş olup, bunlardan birincisi; “İnfaz kurumuna veya tutukevine silah, uyuşturucu veya uyarıcı madde veya elektronik haberleşme aracı sokma”, ikincisi ise; “İnfaz kurumunda veya tutukevinde silah, uyuşturucu veya uyarıcı madde veya elektronik haberleşme aracı bulundurma” dır. TCK’nun 297. maddesinin birinci fıkrasındaki suçun oluşabilmesi için bu iki seçimlik hareketten birisinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. “Bulundurma” kavramı, maddede sayılan eşyanın kişinin üzerinde veya hakimiyet alanında tutulması anlamına gelmektedir. Ancak bulundurmanın kabul edilebilmesi için kişinin yasak eşyayı üzerinde veya hakimiyet alanında tutması fiilinin makul bir süre devam etmesi gerekmektedir. Başka bir kişi tarafından üstte veya hakimiyet alanında bulundurulan yasak eşyanın sadece kullanılması eylemi tek başına bulundurma olarak kabul edilemeyecektir. (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 2. baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, c.6, s.8591) “Yasak eşya sokma” biçimindeki seçimlik hareket ise, belirtilen yasak eşyanın çeşitli yol ve yöntemlerle dışarıdan infaz kurumuna veya tutukevinin içine sokulması suretiyle gerçekleştirilebilecektir. Diğer taraftan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” şeklinde, Latincede ise “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi halinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemeli, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 04.12.2006 tarihinde Kandıra A-1 Tipi Kapalı Cezaevinde yapılan aramada 2. koğuşta kalan sanığın üzerinde telefon numaraları yazılı A4 büyüklüğünde bir kağıt yakalandığı ve yine aynı aramada cezaevi bahçesinde ele geçen cep telefonunda kayıtlı 8 numaradan 3 adedinin sanıkta yakalanan telefon listesindeki numaralarla aynı olduğu ve bu kağıttaki bazı numaralarla ele geçen telefondan konuşma yapıldığı anlaşılmakta ise de; suça konu cep telefonunun sanıkta değil cezaevinin bahçesinde ele geçmesi ve telefona takılı olarak bulunan hattın sanığın veya yakınları adına kayıtlı olmaması, bu telefonun bulunduğu yere sanığın kaldığı koğuştan atılmasının mümkün olmadığının belirlenmesi, resmi kayıtlara göre sanığın Kandıra Kapalı Cezaevine 11.09.2006 günü saat 15.00’te girmesine karşın ele geçen cep telefonu ile en son görüşmenin aynı gün saat 14.26′ da yapılması, suça konu cep telefonu ile konuşulan kişilerin tanık olarak alınan beyanlarında sanığı tanımadıklarını söylemeleri, gerek suça konu telefondan gönderilen gerek bu telefona gelen bazı kısa mesaj içeriklerinin cezaevinde hükümlü olarak kalmakta olan bir kişiye ait olamayacağının anlaşılması, sanığın cezaevinde kaldığı süre içinde İbrahim Tütüncü isimli kişide cep telefonu bulunduğuna ilişkin beyanı doğrulayacak şekilde bu kişi hakkında daha sonra cezaevinde telefon bulundurması nedeniyle kamu davası açılması ve sanığın istikrarlı olarak suça konu cep telefonunun kendisine ait olmadığını savunması “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi ile birlikte gözönüne alındığında, sanığın atılı suçu işlediği süphe boyutunda kalmakta ve sübuta ermemektedir. Bu nedenle, sanığın üzerine atılı infaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokma veya bulundurma suçundan cezalandırılmasına ilişkin yerel mahkeme hükmü ile bu hükmün onanmasına karar veren Özel Daire çoğunluğunun kararında isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla; itirazın kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden mahkumiyetine hükmolunması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Genel Kurul Üyesi; “itirazın reddine karar verilmesi gerektiği” düşüncesiyle karşıoy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2-Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 14.02.2013 gün ve 11418-2339 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, 3-Kandıra Asliye Ceza Mahkemesinin 19.06.2009 gün ve 293-276 sayılı kararının, sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden mahkumiyetine hükmolunması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.10.2014 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Soruşturma ve yargılama
Şikâyet. Suç kendiliğinden soruşturulur. Kurum idaresi tutanak düzenleyerek Cumhuriyet başsavcılığına bildirir.
Görevli mahkeme ve zamanaşımı. Dava asliye ceza mahkemesinde görülür. Dava zamanaşımı her iki fıkra bakımından sekiz yıldır (TCK m. 66/1-e). Muhafaza görevlileri tarafından birinci fıkradaki suçun işlenmesi hâlinde ceza artırımı nedeniyle zamanaşımı on beş yıldır (TCK m. 66/1-d).
Uzlaştırma ve kamu davasının açılmasının ertelenmesi. Suç uzlaştırma kapsamında değildir. Üst sınırı üç yıl olan ikinci fıkradaki suçlarda, koşulları varsa kamu davasının açılması 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 171/2 uyarınca ertelenebilir. Birinci fıkrada bu imkân yoktur.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması. Sonuç ceza iki yıl veya daha az olursa koşulları varsa CMK m. 231 uygulanabilir. Hükümlüler bakımından CMK m. 231/6-a’daki “daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış olma” koşulu çoğu zaman bu imkânı ortadan kaldırır.
Kanun yolu. Hükme karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna başvurulur (CMK m. 273).
Delil. Ziyaretçiler bakımından giriş aramasına ilişkin tutanak, X-ray görüntüsü ve kamera kayıtları, hükümlüler bakımından ise koğuş arama tutanağı, ele geçen telefonun HTS kayıtları ve parmak izi incelemesi başlıca delillerdir. Tutanakta eşyanın nerede, kimin üzerinde veya hangi dolapta bulunduğunun açıkça gösterilmemesi, fiilî hâkimiyetin ispatını güçleştirir.
Disiplin sonuçları. Ceza davasından bağımsız olarak, hükümlü veya tutuklu hakkında 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun kapsamında disiplin soruşturması yürütülür. Disiplin cezaları, koşullu salıverme ve açık kuruma ayrılma değerlendirmelerinde dikkate alınan iyi hâl değerlendirmesini etkileyebilir. Ziyaretçi bakımından da kurum idaresince ziyaret kısıtlaması gündeme gelebilir.
Ziyaret öncesinde dikkat edilecek hususlar
İnfaz kurumlarının girişinde, kuruma sokulması yasak eşyalar için emanet dolapları ve uyarı levhaları bulunur. Cep telefonu, akıllı saat, kulaklık, hafıza kartı ve şarj aletleri gibi elektronik eşyalar girişte emanete bırakılmalıdır. Hükümlüye verilmek istenen ilaçlar, kurum idaresinin izniyle ve kurum hekimi aracılığıyla teslim edilir. Yeşil reçeteli ilaçların doğrudan verilmesi TCK m. 297/2-e kapsamında suç oluşturur. Avukatlar bakımından da elektronik cihazlar kurum düzenlemelerine tabidir. Dosya içeriğinin elektronik ortamda incelenmesi için kurum idaresinin izni alınmalıdır.
Sıkça Sorulan Sorular
Cezaevine cep telefonu sokmanın cezası nedir?
İki yıldan beş yıla kadar hapistir (TCK m. 297/1). Giriş aramasında yakalanılması hâlinde teşebbüs hükümleri uygulanarak ceza indirilir.
Hükümlüye sigara veya yiyecek götürmek suç mudur?
TCK m. 297’de sayılmayan eşyalar bu suçun konusu değildir. Bunlar kurum idaresinin belirlediği kurallara tabidir. Kurala aykırılık disiplin veya idari sonuç doğurabilir.
Telefonun kimden alındığını söyleyen hükümlünün cezası indirilir mi?
Evet. TCK m. 297/4 uyarınca eşyayı kimden ve nasıl elde ettiğini bildiren hükümlü veya tutuklunun cezası yarı oranında indirilir.
Avukatın cezaevine telefon sokması da bu suçu oluşturur mu?
TCK m. 297 fail bakımından ayrım yapmaz. Avukatın kurum idaresinin izni dışında elektronik haberleşme aracını kuruma sokması veya hükümlüye vermesi de bu suçu oluşturabilir. Avukatlık görevine ilişkin soruşturma usulü ayrıca gözetilir.
Bu suçtan mahkûmiyet koşullu salıvermeyi etkiler mi?
Yeni mahkûmiyet ayrıca infaz edilir. Disiplin cezaları da iyi hâl değerlendirmesini etkileyebilir.
Sonuç
TCK m. 297, eşyanın türüne göre iki farklı ceza aralığı öngörür ve suçu yalnızca hükümlülerin değil, ziyaretçilerin ve görevlilerin de işleyebileceği bir suç olarak düzenler. Girişte yakalanma hâlinde teşebbüs, ortak alanda bulunan eşyada ise fiilî hâkimiyetin ispatı, sonucu belirleyen başlıca konulardır. Somut dosyaya ilişkin değerlendirme için büromuzla iletişime geçilebilir.
Mevzuat: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut durumunuz için hukuki destek alınız.
