CMK 1. Madde: Kanunun Kapsamı

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 1. maddesi kanunun kapsamını belirler. Bu sayfada CMK 1. madde metni, açıklaması, kanun gerekçesi ve maddeyle ilgili Yargıtay kararlarından alıntılar yer alıyor.

1. Kanun Metni

Kanunun kapsamı

Madde 1 – (1) Bu Kanun, ceza muhakemesinin nasıl yapılacağı hususundaki kurallar ile bu sürece katılan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerini düzenler.

CMK m. 1 (mevzuat.gov.tr, son kontrol: 7 Ekim 2026)

2. CMK 1. Madde Açıklaması

CMK 1. madde: kanunun kapsamı bilgi grafiği

CMK’nın ilk maddesi kanunun neyi düzenlediğini söyler. Bir suç şüphesi doğduğunda devletin bu şüpheyi hangi kurallarla araştıracağı ve yargılayacağı bu kanunda yer alır. Kanun, bu süreçte yer alan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerini de belirler. Bu kişiler şüpheli veya sanık, mağdur, tanık, avukat, Cumhuriyet savcısı, hâkim ve kolluk görevlisidir.

Madde tek başına bir süre, yaptırım ya da usul öngörmez. Ceza yargılaması kişinin özgürlüğüne, konutuna ve özel hayatına dokunabilir. Bu yüzden devlet adına işlem yapan makamlar ancak kanunun tanıdığı yetkiyi, kanunun gösterdiği şekilde kullanabilir.

Ceza muhakemesinin amacına ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay 16. Ceza Dairesi kararlarından alıntılar aşağıda, Emsal Kararlar bölümünde yer alıyor.

Usul kuralları zaman bakımından derhal uygulanır. Yeni bir usul kuralı yürürlüğe girdiğinde devam eden dosyalarda o andan sonra yapılacak işlemlere uygulanır. Suç ve cezaya ilişkin maddi ceza hükümlerinde ise failin lehine olan kanun uygulanır (TCK m. 7/2). Derhal uygulamaya ilişkin bir Yargıtay 3. Ceza Dairesi kararından alıntı aşağıdadır.

Tasarı ile kanun arasındaki fark: Hükümet Tasarısı’nın 1. maddesi dört fıkradan oluşuyordu. Kapsam fıkrasından sonra adil yargılanma, iddia ve savunma arasında denge (silahların eşitliği), soruşturma ile kovuşturmanın ayrılığı, mağdur hakları, masumiyet karinesi, avukattan yararlanma hakkı ve koruma tedbirlerinde ölçülülük ilkelerini sayıyordu. Kanunlaşma sürecinde (2), (3) ve (4) numaralı fıkralar metinden çıkarıldı, yalnızca kapsam fıkrası kaldı. Aşağıdaki gerekçenin bu fıkralara ilişkin kısımları yürürlükteki metne karşılık gelmez. Bu ilkeler bugün Anayasa’nın 36 ve 38. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi üzerinden uygulanır.


3. Kanun Gerekçesi

Kanunun 1. maddesi, Hükümet Tasarısı’nın 1. maddesinin yalnızca (1) numaralı fıkrasına karşılık gelir. Gerekçenin “Maddenin (2) ilâ (4) numaralı fıkraları” diye başlayan kısmı, kanuna alınmayan fıkralara ilişkindir.

Maddenin (1) numaralı fıkrası Kanunun kapsamını göstermektedir. Bir suçun işlenmesiyle birlikte Devlet ile fail arasında, değişik evre ve aşamaları kapsayan, bir ilişkinin oluştuğu bilinmektedir. Bu ilişki suçun ve failinin saptanmasından başlayarak verilecek hükmün kesinleşmesine ve hatta bazı hâllerde uygulanacak yaptırımların infazına kadar uzanmaktadır. Devletle fail arasında oluşan bu ilişkinin adil yargılama ilkesine tam uyularak sürdürülmesi, Anayasanın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme (kısaca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) ve diğer uluslararası hukuk metinlerinin gereğidir. Bu hususlara maddenin izleyen fıkralarında daha ayrıntılı olarak değinilecektir. Ceza muhakemeleri usulü kanunları, suç işleyenle Devlet arasındaki bu ilişkinin adil yargılama esaslarına uygun olarak yürütülmesini sağlayan bağlayıcı hukuk kurallarını içermektedir; vurgulanması istenen esas da budur. Böylece Tasarı kamu davası bakımından Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun temel bir kanun olduğunu belirtmiş ve diğer kanunlarda yer alan özel usullerin ise saklı bulunduğunu açıklamıştır. O hâlde diğer kanunlarda yer alan özel usuller yönünden de, Tasarının hükümlerinin tamamlayıcı nitelik taşıyacağı böylece açıklanmak istenilmiştir. Yabancı kanunlarda da benzeri hükümler yer alıyor: Sözgelimi Fransız Ceza Usulü Kanununun 1 inci maddesinde “Cezaların uygulanması maksadıyla açılan kamu davası, hâkimler veya kanunla yetkili kılınmış görevliler tarafından harekete geçirilir ve yürütülür. Bu dava, suçtan zarar görenlerce de, bu Kanunun belirlediği koşullar altında harekete geçirilebilir” denilmektedir. Adil yargılama ilkesi ve cezanın amaçları yönünden ortaya çıkan yeni eğilimler nedeniyle ceza davasında yer alan organların, aktörlerin, ajanların sayısı artmıştır. Zira içerdiği değişik evreler ve aşamalar yönünden ceza davası daha karmaşık hâle gelmiştir. Dava, hâkime aynı zamanda yardım sağlayan savcılar, avukatlar, kolluk unsurları ve diğer elemanlar nedeniyle adeta ortak bir eser niteliğindedir. Madde bütün bu karmaşık mekanizmanın nasıl yürütüleceğini gösteren hükümlerin esas amacını belirtmektedir. Maddenin (2) ilâ (4) numaralı fıkraları, Türk hukukunda ve hatta Batı hukukunda ceza usulü bakımından meydana getirilmiş gerçekten büyük bir yeniliği ve çağdaş hukuk düzenlerinde insan hakları ve özgürlükleri, suçsuzluk karinesi bakımından her zaman uyulması gerekli esasları göstermekte ve Kanunun uygulanmasında, uyulması zorunlu yorum direktiflerini açıklamaktadır. Madde bu şekliyle 15 Haziran 2000 tarihinde Fransız Ceza Usul Kanununun 1 inci giriş maddesinde gerçekleştirilen değişiklikleri, eklemeleri esas itibarıyla yansıtmaktadır. Avrupa ceza muhakemeleri usulü sistemlerinin hiçbirisinde, henüz belirtildiği biçimde bir ilkeler bütünü, bir giriş maddesi yer almış değildir. Bazı anayasalarda, şart’larda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde ve diğer hak sözleşmelerinde değişik yerlerde belirtilmiş ilkeler, bu suretle ana kanunun 1 inci maddesinde, bir “giriş maddesi” olarak yer almıştır. Yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Tasarısı söz konusu hükme 1 inci maddesinde yer vermek suretiyle ceza usul hukukunda, Fransız hukukuyla birlikte büyük bir yeniliği gerçekleştirmiş ve Avrupa hukukuna göre öncelik kazanmış bulunmaktadır. (2) numaralı fıkra, Kanunun uygulanmasında daima ne gibi esasların göz önünde bulundurulacağını açıklamaktadır: Bu esaslar adil yargılama, tartışmalılık, iddia ve savunma haklarının dengeliliği yani öteden beri kabul edilen terminolojisi ile silâhların eşitliğidir. Bu ilkelerin uygulanması bakımından, elbette ki, Kanunda yer almış bulunan hükümler esastır ve bunlara uyulacaktır. Ancak yorum gerektiği bütün hâllerde söz konusu ilkeler temel olacaktır. (2) numaralı fıkranın ikinci paragrafında, ceza usulünün, soruşturma ve kovuşturma evrelerinin mutlaka birbirinden ayrılması ve işlemlerin böylece meydana getirilmesi hususundaki temel ilke vurgulanmıştır. Bu itibarla soruşturma evresinde bir işlemi gerçekleştirmiş bulunan görevli, aynı suç nedeniyle kovuşturma evresinde herhangi bir işleme katılamayacaktır. (2) numaralı fıkranın üçüncü paragrafı, ceza kanunlarının ve usul kanunlarının uygulanmasında uyulması gerekli ve insanlar arasında daima gözetilmesi zorunlu eşitlik ilkesini vurgulamıştır. Böylece bir bakıma, tabiî hâkim ilkesi de vurgulanmış olmaktadır. Ancak yargılama zorunlulukları nedeniyle kanunların kabul edebilecekleri istisnalar saklıdır. O hâlde istisnalar dışında bu konuda eşitlik kuralı mutlaktır. Maddenin (3) numaralı fıkrasında, kamu davasının bütün aşamalarında mağdur haklarının saptanması ve güvence altında tutulması, görevliler ve adlî merciler için temel bir görev olarak kabul edilmiştir; mağdurun hakları hem saptanacak ve hem de güvence altında tutulacaktır. İlgililer ve görevliler, iş ister kolluk ister savcılık veya yargı mercileri düzeyinde olsun, bu hususta gerekli dikkati ve özeni göstermekle yükümlü tutulmuşlardır. Bu itibarla, mağdur haklarının belirlenmesi sonucunda bunların kayba uğramamaları için dikkat sarf edilecektir. Maddenin (4) numaralı fıkrasının birinci paragrafında, çağdaş anayasa hukukunun ve bütünüyle hukuk düzeninin insan hak ve özgürlükleri bakımından en büyük güvencesini oluşturduğu kabul edilen suçsuzluk karinesi vurgulanmaktadır. Suçsuzluk karinesinin sadece anayasalarda veya uluslararası hak beyannamelerinde veya sözleşmelerinde yer almış bulunması yeterli değildir. Fakat insan haklarının en başında gelen bu karineye başta basının, medyanın, Devlet ve siyaset adamlarının, adlî yargı içinde yer almış bulunan herkesin saygılı olması, ihlâllerin engellenmesi, bu hususta hukukî korumaların sağlanması ve yaptırımların ciddiyetle uygulanması gereklidir. Kişilerin, suçsuzluk haklarına yöneltilmiş saldırıların sebep olduğu zararlar giderilmeli ve bu hakkın ihlâline mani olunmalıdır. Fıkra, bu konudaki ilkeyi ve direktifi belirtmiş oluyor. İhlâllerin ayrıca suç oluşturduğu hâllerde ise, ilgili hükümlerin ve müeyyidelerin gerekli usullerine uygun olarak işlem yapılacaktır. (4) numaralı fıkranın ikinci paragrafında, uygar ve insan haklarına saygılı bir ceza usulünün mutlaka uygulanması gerekli ilke ve direktiflerine yer verilmiştir. Şüpheli ve sanık hakları bakımından temel olan bu iki ilkenin birincisi şüpheli veya sanıklara, haklarındaki iddiaların usulü üzere bildirilmesi hakkındaki zorunluluktur. Adı geçenlere haklarındaki iddia açık olarak bildirilmedikçe hiçbir hukuk işleminin, kovuşturma veya soruşturmanın yapılamaması esastır. Bu kural, suça ilişkin her çeşit işlem veya girişim bakımından da zorunludur. Bir kimsenin, söz gelimi bir karakola davetinde de, hakkındaki iddia, isnat ve talebin usulü üzere bildirilmesi zorunludur. İkinci temel ilke, kişinin dava veya usul işlemlerinin hangi aşamasında olursa olsun bir avukatın yardımından yararlanmasının hiçbir suretle engellenemeyeceğidir. Doğal olarak avukatın müvekkili ile görüşmesi, dosyayı incelemesi ve diğer işlemler yönünden Kanunun gösterdiği kurallar geçerlidir ve uygulanacaktır. Ancak, ne olursa olsun, bir şüpheli veya sanığın, müdafiinin (avukatın) yardımından yoksun hâle getirilmesi olanaklı bulunmayacaktır. (4) numaralı fıkranın üçüncü paragrafı, çağdaş uygar ceza hukukunun şüpheli veya sanıklar hakkında uygulanabilmesi olanağını verdiği zorlayıcı tedbirlerin ne gibi koşullar altında ve ne derecelerde geçerli olabileceğini göstermektedir. Böylece usul zorunlulukları, genel ölçüde belirlenmekte ve ölçüler açıklanmaktadır: Bu bakımdan ilk kural kanunların öngördüğü zorlayıcı tedbirlerin ancak hâkim kararı ile ve ikinci olarak yine hâkimlerin etkin denetimleri altında uygulanabilmesidir. Üçüncü olarak tedbirlere ancak kanun ve usullerin zorunlu kıldığı hâllerde ve zorunluluk ölçüsüne sıkı biçimde ve özenle uyulması suretiyle başvurulabilecektir. Zorunluluk yoksa, zorlayıcı tedbirlere başvurulamayacaktır. Ancak zorunluluk hâllerinde de, bu hâlin olanak verdiği ölçülere sıkı suretle uyulması koşulu gözetilerek uygulama yapılacak ve bu bakımdan her türlü özen gösterilecektir. Diğer bir temel kural, uygulamanın dikkat ve özenle, makul bir süre aşılmadan sürdürülebilmesidir. Herhalde uygulamada kişilik onuru zedelenmeyecektir. Nihayet (4) numaralı fıkranın son paragrafı mahkûm edilen herkesin, kanunların belirlediği istisnalar dışında, hakkındaki hükmü diğer bir yargı merciinde inceletmek hakkına sahip bulunduğunu açıklamaktadır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısı, madde 1 gerekçesi

4. Emsal Kararlar

Aşağıdaki alıntılar kararların metninden aynen aktarılmıştır; kararın tamamı için künyesiyle karararama.yargitay.gov.tr adresinden arama yapılabilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2023/540, K. 2025/264, T. 18.06.2025

Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır.

(…) Ancak usule ilişkin normlar başlı başına bir değer değil, maddi gerçeğe ve adalete erişme amacına hizmet eden ve adil/dürüst yargılamanın teminatını oluşturan birer vasıtadırlar.

(…) Mahkeme reisinin dahi re’sen şahit ve ehlihibre celbine ve başkaca sübut sebeplerinin toplanmasına karar verebileceğine (madde 214) ve Mahkemenin vuku bulan talep üzerine veya kendiliğinden şahit ve ehlihibre celbini ve başkaca sübut sebeplerinin ihzar ve iradını emredebileceğine (madde 237) ilişkin hükümler içeren mülga 1412 sayılı CMUK’dan farklı olarak mer’i CMK’da mahkemenin re’sen delil toplamasına ilişkin genel bir yetkiden açıkça söz edilmediği doğrudur. Ancak buna gerek de yoktur. Zira öncelikle bu yetki ceza yargılamasının mahiyetinde mündemiçtir. Maddi gerçeğe ulaşmak bunu gerekli ve zorunlu kılar.

(…) 1- İstanbul … 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.03.2019 tarihli ve 230-160 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin, Yerel Mahkemenin re’sen delil toplama yetki ve görevinin bulunduğunun ve bu bağlamda dosya kapsamı itibarıyla toplanan delillerin işin esası hakkında karar verilmesine yeterli olmadığının gözetilmeyerek eksik araştırma ile sanıklar hakkında beraat hükümleri kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E. 2015/1182, K. 2015/3133, T. 16.10.2015

Ceza muhakemesinin amacı maddî gerçeğin araştırılıp bulunmasıdır. Ancak bu yapılırken insan onuru, lekelenmeme hakkı gibi hukukun ve ceza muhakemesi hukukunun temel ilkeleri daima göz önünde bulundurulacaktır. Maddî gerçek, her ne pahasına olursa olsun araştırılıp bulunmalıdır diye bir ilke hiçbir hukuk devletinde yoktur. Bu nedenle, ceza muhakemesinin amacı insan hakları ihlâllerine yol açmadan maddî gerçeğin araştırılıp bulunması, adaletin gerçekleştirilmesi ve hukukî barışın sağlanmasıdır.

(…) Bu itibarla, somut olayda Cumhuriyet savcısı tarafından ceza yargılamasının temel hedefi olan maddi gerçeğe ulaşma amacına yönelik olarak gerekli kanıtların toplanmadığı hatta buna teşebbüs bile edilmediği çok açık olarak anlaşılmakta, başka bir anlatımla soruşturma evresinin tamamlanmadığı net bir biçimde tespit edilebildiğinden kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E. 2006/13955, K. 2008/3453, T. 02.04.2008

Ayrıntıları Yargıtay CGK’nın 26.12.2006 tarih 2006/8-317 esas ve 2006/319 sayılı kararında belirttiği üzere 19.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Yasa’nın 21. maddesi ile 5271 sayılı Yasa’nın 150/3. maddesinde yapılan değişiklik ile daha önce üst sınırı 5 yıl olan hapis cezası gerektiren suçlarda sanıklar için zorunlu müdafi atanması öngörülmüş iken, yapılan değişiklikle bu zorunluluk alt sınırı 5 yıl hapis cezasını gerektiren suçlarla sınırlandırılmış olmasına, yargılama yasalarının derhal uygulanmasının gerekmesine göre, sanık hakkında yasadaki ceza miktarı itibarıyla zorunlu müdafi atanması koşulları ortadan kalkmış, dolayısı ile hükmün tefhimi sırasında müdafiin de bulunma zorunluluğu ortadan kalkmış olmakla, zorunlu müdafiliğin kabul edildiği hallerde müdafiin de hükme katılması zorunluluğunu düzenleyen 5271 sayılı CMK’nın 188/1. maddesinin artık somut olayımızda uygulanma kabiliyeti kalmadığından tebliğnamenin bu yönde bozma isteyen görüşüne iştirak olunmamıştır.


İlgili yazılar: Tanımlar (CMK m.2). Kanunun güncel metni: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (mevzuat.gov.tr).

Bu sayfa genel bilgilendirme amaçlıdır; somut bir dosya için hukuki görüş yerine geçmez. Kanun metninin güncel ve resmî hâli için mevzuat.gov.tr esas alınmalıdır.